Hürriyet

Bumerang - Yazarkafe

20 Eylül 2014 Cumartesi

DEDİKODU

Dedikodu…
























Bir söz var, ''zeki insanlar fikirlerden, orta seviye zekâya sahip bireyler olaylardan, düşük zekâ seviyesindekiler ise insanlardan konuşurlar''...
Bu anlamda dedikodu zeka seviyesini minimale indirgeyip iletişim kurma şekline verilen isim oluyor.

''dedi ve koydu''

Dedikodu yapar mısınız?

Eminim çoğunuz yapmıyorsunuz(!) Yapılası bir şey de değil zaten(!) Hiçbiriniz iki kapı aralığında ortak arkadaşın, komşunun dedikodusunu yapmadınız değil mi? Yapmamışsınızdır…

Peki, hiç dedikodunuz yapıldı mı?

Kulağınıza geldiği oldu mu?

Topluluk içinde yapılan bir nevi fikir teatisidir zaten dedikodu. Hele insan kendi hakkında yapılan dedikoduları öğrenince çok daha değişik heyecanlar yaşıyor. Burada önemli bir nokta kendimizle çelişmemek gereği "hakkımda yapılan dedikodudan tiksindim şekerim" ruh haline bürünmemektir. Çünkü neden?

Çünkü ya bunun hayatınızı etkilemesine müsaade ediyor veyahut bu rahatsızlık duyduğunuzu söylediğiniz insanları hayatın içinde barındırıyorsunuzdur. O halde şikâyet kendi içinde çelişir.

Hemen kendimden örnek vereyim mesela: bugüne kadar benim öğrenebildiğim yaklaşık 812 değişik dedikodu duydum hakkımda (boyum 50 santimmiş, bir oturuşta iki inek yiyormuş, çok güzelmişim, aynalar çatlatıyormuş vs vs) duydum ne oldu? Hiç. Boyum hala 1.53, bir ineği anca yerim, aynalar da sapasağlam duruyor.

Demek ki desinler için uğraşmak da, diyenleri kafaya takmak da çok hatalıymış yanlışmış. Reklamın iyisi kötüsü olmaz ise kendini pazarlama ihtiyacı duyanların felsefesi, dedikodu da bunun bir aracıymış.

Dedikodu hakkında kafamızdaki tanım "birinin hakkında “konuşmak”tan çok, "birinin hakkında/arkasından yalan yanlış konuşmak" şeklindedir, bilemem tabii nereye kadar sınırlanabilir veya genişletilebilir tanım, ben emireriyim...

Dedikodu kulaktan kulağa mekanizması ile oluşmuş bir insan evladı icadıdır. 

Özünde kişilerin bastırılamamış ' ne dedi kim kodu' hırslarından kaynaklanan orgazmsal beklentiler yatmaktadır. Dedikoduyu alışkanlık edinmiş bünyelerde garip bir zevk alınmasını sağlar.

Dedikodu öyle bir şeydir ki, kimini dinlerken üzülürüm ben…
"geç bunları, anam babam" dedikçe şöyle düşünürüm:

Birileri iftira atmış adama, muallayı sandala atmış, birinin bacağını filan sıkmış, içki içmiş filan diye. Bu iftiralar annesinin babasının kulağına gitmiş. Bu zavallı da annesine babasına mahcup olmuş, "ben böyle şeyler yapmadım" diyor.
Ah Orhan Veli… Ya da Osman Ali…

Demem o ki; dedikodu; nefret edenler tarafından çıkarılır, aptallar tarafından yayılır, geri zekâlılar tarafından inanılır.

Dedikodu deyince aklıma Nasrettin Hoca’nın verdiği bir ayarı geldi.

“Hoca’nın bir komşusu onu görünce koşarak yanına gelir ve heyecanla:
"aman hoca, kocaman bir tepsi baklava gördüm! Nefis kokuyordu!" der.
Hoca, "bana ne?" diye söylenir. Komşu:
"ama hoca, tepsi sizin evinize gidiyor," deyince hoca:
"sana ne?" diyerek yoluna devam eder…

Demem o ki yola devam edin siz…

Ya da yanımda/ yanında yapın canımı yiyin… Ya da önce “yürek yiyin” sonra yapın…

Kapalı grupların ana varoluşunu oluşturan bu 2 kişi bir araya geldik, 3. kişi hakkında azcık sohbet ettik durumu nasıl da yaygındır aslında…

Şimdi mesela bir babayiğidin mabadı yetse de boyumun gerçek ölçüsünü sorsa, bende mezurayla bir ölçsem nasıl tedavi olacak bünyeye J

Birlikte dedikodu yaptığınız herkes sizinle ilgili de dedikodu yapar biliyorsunuz değil mi?

Dedikodudan sonra ayran, kefir filan falan içilip iç temizliği yapmak haybeyedir biliyorsunuz değil mi?

Biz zaten Arzu’yla bütün gün su aygırlarının boşaltım sisteminden bahsediyoruz dedikodu yapmayız… Eminim sizde yapmıyorsunuz…

Mesele şu ki… Bu dedikoduyu kim yapıyor abiler, ablalar…

Hamiş; “dedi ve koydu” J