Hürriyet

Bumerang - Yazarkafe

30 Mart 2015 Pazartesi

ZORLA GÜZELLİĞİN OLURU!



ZORLA GÜZELLİĞİN OLURU!

Bu sabah taktım... İki fotoğraf gördüm içini estetikle düzeltemeyen, dışını düzeltenlere taktım...
Kaparto doğrultma yaşlarındayız malum...
Estetik ameliyata ayıracak param olmadığı için konu benden öte, benden ziyade ama etrafımda giderek daha fazla " aa bu bizim bilmemne değil mi ya? Ne olmuş buna dediğim insan oluyor"...
Ağız yanlarımda ki çizgilere derin bunlar doldurt, kaşlarımın arasında ki gergin iki çizikciğe ay bunlara botox yaptır diyen birileri çıkıyor elbette arada... Ama bana gerçek bir sebep olmadan, böyle bir şey yaptırmak mümkün değil... Bu yüzle yaşlanmayı düşünüyorum... Çünkü beğenmediğim ve değiştirmek istediğim yanlarım yüzümde, dışımda değil... Çok da güzel olduğumdan değil... Yaşama bakışım, tüm derdim nasıl göründüğüm olmadığından...
Kendimi çok çirkin hissettiğim anlar vardır... O zaman tavsiye ederim ananızın yanına gidin benim ki en etkili estetik cerrahtan iyidir…
"Amanda benim dünya güzeli kızım" dedi mi benden güzeli yok J
Ama yine de tavsiyem şu ki... Klinik bir gereklilik yoksa yapmayın ablalar abiler...
Sizden başka birine benziyorsunuz... Çoğunuz güzel değil "gergin" oluyorsunuz...
Hele de o botox denilen yüzyılın kâbusu...
Bana da soruyorlar botox mu var kızım diye... Yok, ama cildim yağlı fazla çizgide yok... Elmacık kemiklerimde gerçek annemden alıntı... Dişlerde benim önde bir kırık sol arkada 2 eksik var... Alt çenede kendi ameliyat ettiğim bir dişte mevcut... Gözlerim büyük filan değil... Makyaj bunlar dostum... Lens takarken anladım benim gözlerim küçük... Kulaklar kepçe, burun azcık büyük mü ne?
Vücudumda estetik yapılsa mutlu olacak çok yer var... Fazla kilo mevcut... Bacaklardan bir kişilik bacak olur kalın... Bel ince (idi) yani genele göre ince de bana göre artık ince filan değil J  ayak bileklerim incedir ama onunda birini kırdım artık azcık kalın mı ne L  omuzlarımı severim J   özel bölümleri es geçtim birazcık büyük popo ve memeler ama yaşta 50 oluyor bilader... Yapacak bişi yok...
Tüm bunları 50 bin liralık bir bütçeyle çok daha "düzgün" yaparız da beni daha "güzel" yapamayız...
Çünkü daha "güzel" olunmuyor... Başka bir şey olunuyor... İtici… Gergin… Yapay...
Bu benim fikrim... Hatalı bir burun güzeldir... Kepçe kulaklar iyidir... Yaşlanan bir yüz sizin tüm yaşam değerlerinizi taşır... 50 yaşında göğüsler sarkar azcık... Popo büyür... Bişicik olmaz... Sağlıklı iseniz yeter... Spor yaparsanız çok güzel olur... Yapmayan benim gibi olur... Ben sürekli rejim yapan kadınlardan hiç hazzetmem... Ay 2 kilo fazlam var deyip duranlardan, sürekli " ay yok valla iyisin" iltifatı bekleyen ablalardan nefret ederim... Ama spor yapan herkese imrenirim... Bayılırım... Takdir ederim...
Kendini güzel bulan insanlarla olmayı severim... Bütün derdi güzellik olan insanlarla değil...
Kendini ısrarla beğenmeyenleri de en az estetik delileri kadar sevmem...
İnsan güzeldir be... Kedi güzeldir... Köpek güzeldir...
Ama estetik adı altında yapılan işkence çirkindir...
Estetik Türkiye'de bir kısım kendini yurt dışında biçtiren insanlar dışında 1980'lerin sonu 1990'ların başında patlamış olan ameliyatlar bütünüdür benim için...
Genelde estetik kaygı için yapıldığı kabul edilmez ''burnumda et vardı'', ''çene kemiğim konuşmamı etkiliyo'' gibi gudik sebepler öne sürülür.
Artık ülkemizde de oldukça gelişmiş bir duruma gelen estetik için yurt dışına çıkışlar azalmıştır kanımca. Bunun tek sebebi de 1980'lerde daha bu iş için doktorlar eğitimsizken kendilerini onlara teslim eden sosyetenin cefakâr insanlarıdır.
Acemi nalbant zanaatını gâvur eşşeğinde bellermiş...
Bugün cemiyet haberlerinde nerede saçları sarı, tiner koklamış gibi bakan, burun delikleri ramazan pidesi gibi olan bir orta yaş insanı görürseniz bilin ki o vakt-i zamanında estetik cerrahi'nin ilerlemesi için kendisini feda etmiştir.
Adı estetik ama herkesi kurtarmayan estetik hale getirmeyen bazısını daha beter eden ameliyattır. Tıp’ın da gücü bi yere kadar canım... J
Çiğnenmiş sakıza hayat verme çabasına benzer estetik... Atarsın ağzına tazecik, diricik sakızı çiğner durursun. Bir zaman sonra sakız diriliğini yitirince soğuk su içip eski kıvamına getirirsin yeniden. Ama o sakız dişlerinin altına ezilip büzülmüş, deforme olmuştur ve bu kez ilkinden daha kısa bir süre sonra soğuk su şoku gerekir… Yine içersin ve yine sakız kendinden geçer... Ve bir noktadan sonra o sakızdan randıman alamazsın hiç... Gençleşmek için yaptırılan estetik operasyonlar da böyledir, cilt yılların ve yaşanmışlıkların götürüsüyle deforme olduktan sonra gerdir, kes, biç ne fayda...
Yapanlara yaptıranlara gerek duyanlara diyecek bir şeyim yok, ben kemerli burunları, göz kenarlarında gülünce çıkan kaz ayaklarını, ağzın kenarında oluşan o gülme efektlerini seviyorum...
Azcık kilolu bir kadın bana daha çekici daha gerçekçi geliyor... Bütün derdi "güzel" olmak olan insanlara Allah kolaylık versin... Herkes yaşlanıyor...

MESELE YAŞLANIRKEN PASLANMAMAK... OLMADIK ŞEYLERE YASLANMAMAK... MUTSUZ RUH HALİYLE OTA BOKA SARIP DÜNYAYI DAR ETMEMEK… HIRSLANMAMAK… DARLANMAMAK…
ARLANMAK… ASIL AMACI UNUTTUNUZ ABLALAR ABİLER…

“İKİ KAPILI BİR HANDAYIZ… BUGÜN VARIZ YARIN DİĞER YANDAYIZ…”


Beni olduğum gibi seven ve hatta hoş bulan herkese teşekkür valla… Aranızda az para toplayın varsa derdiniz önce parayı verin sonra kusur bulun kardeşler… Olayımız budur yapacağımız yoktur kendimizle barışığız alayına karşıyız J

9 Mart 2015 Pazartesi

ANNEM...


Annem...
Beni doğurarak tüm bunları mümkün kılan...

Annemin en büyük erdemi öyleliği ve hayatı her ayrıntısıyla birlikte kabul edip yaşamasıdır... Son yıllarda bir tamlık geldi üstüne... Hiçbir şeye ihtiyaç duymuyor gibi yaşıyor... Yalnız yaşamanın benim için bu kadar zor olduğu bir yaşta ona bakıp 26 yıl sonra onun yaşına gelebilirsem onun kadar başarıyla bunu yapabilmeyi diliyorum...

Gençliğinde ne kadar güzel bir kadın olduğunun çok da farkında değildi... Annesinin kendisine ezberlettiği "ben çok da güzel değilim" le büyümüşlüğünden olsa gerek hep babamın çok yakışıklı olduğunu söylerdi. O da çok yakışıklıydı ama... Kaşlı gözlü civan bir adamdı... O civan adamın elini tutup gezmeyi çok severdi... Babamı çok severdi... Aldatılmadı... Şiddet görmedi... Hastayken şımartıldı... Huysuzken anlayışla karşılandı... Ama kimse için hayat kolay değildi... O da bu güzel adamı gençken daha yaşanacak çok şeyleri varken... Benim şu an bulunduğum yaştan daha gençken kaybetti...

Üzdük onu biz hele de ben... Babama olan düşkünlüğüm ile onu kaybetmenin öfke ve acısı, içimde ki bitmeyen huzursuzluk ve fırtına oğlum doğana dek sürdü... Hep sevgiyle destek oldu bana... Bazen kızdı bazen darıldı, gönlü kırıldı ama beni yaşamda bir başıma bırakmadı...

Civan kocayı kaybetmenin verdiği acıyla annem orta sınıf abukluklarını bırakıp hayatını kabulle yaşamaya başladı... Başına dünya standartlarına göre kötü bir şey gelince ekşileşmemeyi ondan öğrendim ben... Hür olmayı ondan öğrendim... Çünkü o tüm baskılara rağmen asla döneminin kadınları gibi bir anne, dayatmacı bir gelenekçi olmayı beceremedi... Ben evladımı doğurduğumda için için beni telli duvaklı gelin edememiş olmaya üzüldüyse de oğlumun varlığına sevinmeyi tercih etti… Altan Bey’in yerine koydu Poyraz’ımızı... Hep dedim ona sen doğurdun bunu elâleme ayıp olmasın diye ben doğurmuşum gibi yapıyorum diye...

Oğlumun güzel ananesi... Asi ruhlu... Hırçın gönüllü kadın… Babamda durulduğu gibi oğlumda da duruldu gönlü... Kendi prensini, huysuz zeytin gözlü oğlunu sevdiği kadar benim oğlumu da sevdi...

Severim ben sultanımı... Annem olan biten hiçbir şeyi yargılamaz.
"şeyler" insanların başına gelir... O nedenle normaldir ona göre... Kimsenin ahlakını yargılamak aklına gelmez…

Sevmediği üç beş insan vardır… Öldür Allah sevdiremezsiniz... Ya sever annem... Ya sevmez... Yoktur ara renkleri… Sever gibi yapamaz... Küt der söyler... Tontonlaştı da şimdi de daha az söyler. Babasının kızı olsam da bu yanım anneme benzer…

Hangi konu açılsa o konuda bir şey yaşamış bir arkadaş… Ya da arkadaş çocuğu vardır... Filancanın oğlu evlenmiştir, falancanın evi şuradadır... Ben ve berbat ilgim bunları hiç aklında tutmadığı için hep sinirlenir... Bilmemem onun dünyasına ilgisizliğimdir onun için...

Bende normal bir kız evlat değilimdir ama o da dünya izin verseymiş benden beter bir kız evlat olma potansiyeline sahip özgürlüğü mercan kolye bir kadın olurmuş…

Annemin böyle olması süper bir alanı yanında getirdi bana...
Özgürlük…
Annemin çocuk yetiştirirken en büyük erdemi sanırım özgür bırakmak ve çocuğunun yaşamını her biçimde şefkatle kabullenmekti.
Şimdilerde ben buna “sevgi” diyorum. Çoğu zaman bana bir şeyi dayatmadı. Çocukluğumdan itibaren o budur, şu şudur demedi. Cinsiyet ilkeleriyle beni sıkıştırmadı. Şunu ol, bunu ol demedi. Ben ne olursam olayım beni o halimle sevdi. Cidden sevdi… Ki ben bir anne için zor sevilesi dönemlerden de geçtim.
Başka bir anneden doğmak nasıl bir şey bilmiyorum ve tahayyül edemiyorum.
Annem o kadar benim annem ki. Ben çok memnunum annemden doğmuş olmaktan.
Başka bir anneden doğsam bambaşka olurdum elbet ama iyi ki annemden doğmuşum...
Bence annem benim niteliklerimle ilgilenmiyor sadece var olmam onu memnun ediyor.
Diğer şeyler bonus oluyor...
“Hiç üzmedin beni” tek ayaküstünde söylediği en güzel yalan...
Allah anneme uzun, sağlıklı ve mutlu bir ömür versin.
Ne bu dünyada ne diğer dünyada gam, keder göstermediği gibi içinin neşesini daim kılsın.
Benim annem güzel annelerden...
Anne var yarım kilo anne var beş kilo. Bana soracak olsalar annem hava gibi bir basınçla ifade edilebilir ancak…
Doğuranlar içinde Emine ve Engini doğurmuş olan bedeninin güzel yanaklarından neşeyle ve derin bir sevgiyle öperim.
Soyumun güzel atası… Annem bana verebileceği en güzel erdemlerden birini bahşetti.
Ben özgür olmayı, birini her şeyiyle birlikte okşayarak ve bağışlayarak neşeyle sevmeyi ondan öğrendim.
Dünyanın en güzel pervanesidir kendisi... Yıllardır etrafımızda büyük bir neşeyle ve sevgiyle döner durur.
Canımsın...


Allah varlığını aratmasın…

8 Mart 2015 Pazar

BAYAN YANI!


Akşam doğru gün ilerken bir haftaya yakın süredir süren ve bize ayrılan sürenin sonuna gelmekteyiz…
“Kadınlar Günü” “Dünya Kadınlar Günü” “Dünya Emekçi Kadınlar Günü” bitti bitiyor… Bize ayrılan süre gitti gidiyor…

Kadın: X yani…
X kromozomu, iki eşey kromozomundan biridir…
Bütün insanlarda birisi mutlaka bulunurken, kadınlarda "46, XX"; erkeklerde "46, XY" normal karyotip olarak bilinir.

Eşey kromozomları insanlarda bulunan 23 homolog çiftin biridir. X kromozomu, 153 milyondan fazla baz taşır. Kadın hücrelerindeki toplam DNA'nın yaklaşık %5'ini, erkek hücrelerindeki toplam DNA'nın %2,5'ini içerir. Her insan normalde eşey kromozomlarından ikisini bulundurur. Kadınlar X kromozomuyla birlikte X'ten bir tane daha taşırlarken (46, XX), erkekler, X'in yanında Y kromozomunu (46, XY) bulundururlar. Zekâ tamamen X kromozomu üzerinden taşınır.
Bilimsel kısmı geçiyor ve ana konuya geliyorum…

“ZEKÂ TAMAMEN X KROMOZOMU ÜZERİNDEN TAŞINIR…”

Kadın: X yani…

Kadınlar “çiçektir”… Buna küfretmek istiyorum... dallarımız batsın hepinize...

Kadın anadır, sevgilidir, aşktır... Hergün doğduğunda uyanmak istemediğin bir düştür...Hayaldir, sonsuzdur... bunları diyenlere ise güleyim mi döveyim mi bilemiyorum... 
Sizi vezir de edendir, rezil de... fettanının, hoyratının, hoppasının çok fena sustalı kalp kullandığını bildiğiniz halde güzelse görünen sureti her seferinde yenildiğinizdir.. 
Gençken yere göğe koyamadığınız, çoğunuzun yerçekimi devreye girdiğinde evde çatısız bıraktığınızdır kadınlar...

Ama sonuçta İbrahim Tatlıses’in saygı duyduğu insanlardır kadınlar... Sanırsam yanlış hatırlamıyor isem replikte aynen şöyleydi "ben hepsine saygı duyuyorum başka da bişey duymuyorum" ???

Ama şimdi yazacağım cümle tüm bu cümlelerin cümlesinden ağır ve aciz kanımca…

“KADIN; HER NEVİİ, TABİ OLACAĞI BİR ERK VE ERKEK KARŞISINDA RİCAT ETMEYE MEYİLLİ OLMA ÖZELLİĞİ İLE ERKEKLERİ DE GÜÇ VE ERK SAHİBİ OLMAYA İTELEYEN İNSAN TÜRÜDÜR…
KADIN - ERKEK KISIR DÖNGÜSÜNÜN YENİDEN ÜRETİLMESİNDE ERKEKTEN AŞAĞI KALMAYAN VARLIKTIR.
EN ACISI DA BUDUR…”

Ben erkek arkadaşlarımı, dostlarımı seçerken çok eleyip zorlamam… Zaten kısa sürede bir erkeğin doğru ya da yanlış olduğunu anlarsınız… Kısa süre de hata yapar erkekler… Devrelerinde uzun planlar yoktur… En fazla sizi etkilemek için bir süre rol yaparlar ama nadiren içlerinde bu rolü uzatabilen çıkar…
Oysa KADIN… En yakın arkadaşım dediğiniz insanı bir gün kocanızla kol kola giderken görebilirsiniz… (Acil not: bana olmadı, yakın arkadaşları zan altında bırakmayalım) Aksi olmaz mı olur elbette hoş zaten her türlüsünde 2 cinsiyette işin içindedir ama burada konu “kadın”… Kadının dostluğu…

İşte ondan ezcümle; Ben yaşamıma aldığım kadınları çok ince eler, sık dokurum… Benimdir demeden önce çok zaman geçiririm… Elekten çoğu gider, azı kalır… Çünkü erkekten korkmam ama kadından korkarım…

Kadın methiyeleri düzebilmek isterdim ama bende KADINIM… Gerçekçiliğini bildiğim bir mübalağaya girmeyi yalandan sayıyorum…

“Kadından kendisinde olmayanı isteriz;
Hasret yerinde kalır ve biz çekip gideriz...

Demiş Necip Fazıl Kısakürek”

Ben erkek olsaydım bizi şöyle tanımlardım;

KADINLAR;  HER TÜRLÜ RUH HALLERİ İÇİN HORMONAL BİR BAHANELERİ OLAN, ERKEKLE AYNI TÜRDEN DEĞİL DE, ERKEKLE ÇİFTLEŞİP ÇOCUK DOĞURABİLEN BİR BAŞKA TÜR OLMASI MUHTEMEL BİR TÜRDEN ÜREMİŞ İNSAN KISMISI, HAVVA KIZLARI… VARLIKLARI DÜNYAYI YAŞANILIR, KONUŞMALARI VE DAVRANIŞLARI İSE YAŞANILMAZ KILAN TÜRDÜR…

Kadınlar ne istediğini bilen varlıklardır ama kimden istediğini bilmekte zorlanırlar kanımca… Etiketlenen, ayrıştırılan, birleştirilen, genellenen, özellenen, en çok ihtiyaç duyulan, en az ihtiyaç duyulan, aslında basit gerçeklerle yaklaşıldığında çok basitleşen ama bunun sırrını vermeye isteksiz, uğraşılan ve hep uğraşılacak olan cinsiyettir KADINLIK…

Yüksek Topuklar'da Murathan Mungan şöyle der kadınlar için…

"NE YAZIK Kİ, KADINLAR ARASINDA KURULAN İTTİFAKLARIN ÇOĞU, ANCAK BAŞKA BİR KADIN SÖZ KONUSU OLDUĞUNDA MÜMKÜNDÜR."
"SIRADAN BİR İKİYÜZLÜLÜK DEĞİL BU; NE YAZIK Kİ, KADINLARA ÖZGÜ DİŞİL BİR İKİYÜZLÜLÜK!"

Kadınlar günü biterken bunu yazmasam olmazdı;

Çünkü ben tüm yaşamı boyunca ki “yaş 49” kadınlardan çok çekmiş bir “kadınım”…

Kaçınız arkamdan dedikodu yaptınız?
Kaçınız yüzüme gülüp beni sevmediniz?
Kaçınız aslında benden hiç hoşlanmadığı halde arkadaşım gibi davranıyor?

Kaçımız bunu hemcinslerimiz için yapıp duruyoruz…

Kaçımız güzelim bir kadını gördüğümüzde kıskançlıkla kusur arıyoruz…
Kaçımız ortamda bizden başarılı bir kadın olduğunda tırnaklarımızı çıkarıyoruz…
Kaçımız bunların farkındayız…

Kadın akıllıdır… Ama aptalı çok aptaldır…
Kadın annedir… Ama birçoğu kendi evladından başkasına şefkat duymaz…
Kadın saygıyı hak eder… Ama çoğu kimseye saygı göstermez…

Kadın sorunun arkasında “erkekten” çok kadın vardır…
BUNU NE KADAR ÇABUK KABULLENİR VE BİRLİK OLABİLİRSEK O KADAR ÇABUK GERÇEKTEN ZOR DURUMDA OLAN, BİZLER KADAR ŞANSLI OLMAYAN HEMCİNSLERİMİZE YARDIM ETMİŞ OLURUZ…

Kadın; aile olduğu zaman, anne olduğu zaman otomatik vitese geçmiş gibi takılan şereflendirme ve değerlerin içini dolduramadığı için kendi zor koşullarını hazırlar… Birçok kadın henüz kendi insan olmadan “insan evladı” yetiştirmektedir…

BEN ERKEKLERE KIZMIYORUM HANIMLAR…
BEN KADINLARA KIZIYORUM…

Çünkü kadın; fındık kadarken bile dünya tarihini değiştirebilecek istidadı gösterebilen bir organa sahip olan canlı türüdür. Elinde böyle büyük bir koz varken bugün Dünya üzerinde bunu “kişisel rantı” ve kişisel yükselişi, rahatı için kullanıp” hemcinslerine kazık atıyorsa yaşadığı zorluğu da hak ediyordur…

-nasıl bir ruh haliniz vardır ebru hanım?
-yani inişli çıkışlı. Bir an dünyanın en mutlu insanıyımdır. İki saniye sonra ağlayabilirim mesela ???
Ne kadar kadın bir cevap değil mi? Benim cevabım bu olamıyor bende zaten doğru düzgün “Kadın İnsan” olamıyorum…
( acil not: Konuya örnek olan Ebru ismi gerçekten de tanıdığım en saçma Ebru’dan esinlenmiştir… Allah bir daha karşılaştırmaya, yollarımızı kesiştirmeye…)

Yazıyı birkaç klişe kadın cümlesiyle bitirip sizi de bu eziyetten kurtarmayı planlıyorum…

-sinirli bir insan mısınızdır?
-valla yerine göre bazen kedi gibiyimdir, bazen yıkıp dökerim???

Evladım bu nasıl cevap lan. Biraz ilgiden feragat edip olduğun durumu anlatsana canım benim. Nedir bu her topa giriyimcilik. Herkesin kadınıyımcılık.
Her kadının aynı cevabı verdiğini göremiyor musun?

-güçlü bir kadın mısınız?
-kimi an geliyor yüce dağlardan diktir başım ama derinlerimde minicik bir tavşan  ağlıyor kimse bilmez???

Bunun kadının elinde olan bir cevap olmadığını düşünüyorum aslen. Kadın bu cevabı bir vazifenin gereği olarak tekrarlayıp duruyor. O yüzden de kendisinin bile fark etmesine izin yok olayın geri zekâlılığını.

Kodu da yazayım buraya tam olsun.

ORTALAMAYA OYNA - HERKESİ ETKİLE - ARALARINDAN EN GÜÇLÜSÜNÜ SEÇ :)


Hayırlı uğurlu olsun “kadınlığımız” …