Hürriyet

Bumerang - Yazarkafe

26 Ağustos 2014 Salı

KIZ TAVLASI

Kanatları parça parça bu ağustos geceleri
Yıldızlar kaynarken
Şangır Şungur ayaklarımın dibine dökülen
Sen…
Bu romantik Atilla İlhan girişinin ardından, biter mi bu ağustos diyeceğim…

Bir sürü sebebim var bir kere biten her ay teskereye yaklaştık demek, ikincisi hava çok sıcak, üçüncüsü bu sıcakta gidip dışarlarda oturuyoruz, tavla filan oynuyoruz arkadaşlarım ve kızları kötü yeniliyorlar… Geçen gece ki ağır hezimetten sonra bu gece 5-2 / 5-1 / 5-0 sonucu alır öper başıma koyarım, bilen bilir rakibimin elinden uçanla kaçan kurtulur… Artık onun aşkta kazanma zamanı geldi tabii...

Ki bu gece Fenerbahçe bile maç aldığına göre, inşallah canım diyeceğiz artık…

Bugün tavla oynarken hem kazandım hem de sağa sola sardım… Zaten tahminim o ki bugünlerde ters yerde birisi ters yerime denk gelecek benim. Ağustos onda patlayacak…
Dışarlarda otururken yan masaları ister istemez duyarım ben. Aynı anda birkaç şeye dağılan ya da konsantre olabilen yapımdan dolayı el işte, göz oynaşta bir durumum olur hep… Bu halka açık toplu yerlerde benim ciddi bir sıkıntım oluyor… Benim oturanlar bilirler eğer yan masaya bir çift geldi ise muhtemelen bir süre sonra o konuşmayı ister istemez duymaya birinden birine sarmaya başlıyorum…

İlk tespitim şu ki birçoğumuz samimi ve gerçek değiliz… Karşısında oturan insanla gerçek lisanıyla konuşan çok az insana denk geliyorum. Kızlar(ya da) kadınlar da bir tuhaf haller, sebepsiz gülmeler… dışardan bakınca sakillikten ölen oturuşlar içindeler… Erkekler de desen,  bir tuhaf pozlar, tavırlar… Yüksek sesle konuşmalar. Bir ilişkinin hangi boyutta olduğu öyle net belli oluyor ki…

1)    Abi konuya çalışıyor abla kasıyor boyutu…
2)   Abi konuyu tamamlamış yan çizmeye doğru gidiyor abla ilk günlerde ki ilgiyi tekrar üzerine toplamak için didiniyor boyutu (verdin bitti ablacım çok kasma sen )…
3)   Uzun zamandır birlikteyiz, valla bizde bilmiyoruz… Çok tartışıyoruz ama daha iyisini bulup öyle bırakayım boyutu…
4)   Ulan,  ilerdeki masadaki hatun iyiymiş, bırakamadık evlendik bu hatunla… İki gece gezdirirsem Cuma dırdır etmeden fıydırırım evden, göz sürekli dışarda adeta abla masada değil boyutu…
En ender rastladığım boyut ise birlikte gelip, keyifle sohbet ederek birbirine gülerek bakarak, etraf, cep telefonu ve didişmekle ilgilenmeyip birbirinin varlığından hoşnut çift boyutu…

Tavla diyordum değil mi?

Bu gece gezmelerinde genelde tavla oynayabileceğimiz yerlere gittiğimizden ses, müzik makul olduğundan duyduğum bu konuşmaların çok ciddi bir kısmında ise “erkek” insanlar yanlarındaki “kadın” insana “akıl” veriyor oluyor…  Her biri dahi, uzman, bilirkişi olan bu erkekler hemen her konuda sahip oldukları derin bilgilerle illa ki, mutlaka ve tüm ciddiyetleriyle, o çok bilmez kadına “bak senin hatan şu…” diye başlayarak,  her konuda ahkâm kesiyorlar…
Bir arkadaşınızla ilişkinizin nasıl olması gerektiği, anne baba ve kardeşlerinize nasıl davranmanız gerektiği, patronunuza olan tavrınızın “ben olsam”la başlayan eleştirisi, paranızı nasıl yanlış harcadığınız, beğendiğiniz sanatçının ne kadar boş olduğu, sevdiğiniz şarkının değilde “bak işte bu parçanın”  ne kadar güzel olduğu hep onların uzmanlık konusu…

Ehliyetimi aldıktan sonra yaşamımda ki erkeklerin “ya sen bisiklet bile” kullanamazsınları nedeniyle yıllarca yaşamda en keyif aldığım şeyi yapmamam bundan… ( oysa ben çok da güzel bisiklet kullanırım) direksiyonum da hiç fena değil doğrusu… En azından benimle yola çıkıp gezenler, uzun yol arkadaşlarım bundan gayet memnunlar.

Genel olarak erkeklerden gelen eleştirilere olan tepkim bundan… O her şeyi sizden iyi bilen ve yaşamı yalamış yutmuş hallerine olan tahammülsüzlüğümden… çünkü biliyorum ki bir çoğu hem beceriksiz hem yeteneksiz...
Ben çok okumadığı kitabı tartışan erkek insan gördüm… Ayağını topa sürmeden bu gece fener penaltıyı atınca “budur” diye bağıran adama baktığım gibi baktım onlara da… Nedir?

Bu gece tavla oynarken şunu düşündüm…

Bazen tavla oynarken erkeklerin, özellikle tavlada yenilmek konusunda ki tahammülsüzlüklerini gördüğümde “ya tavla bu” yarısı akılsa, dikkatse yarısı da şans diyesim geliyor. Elbet kazandıklarında ki havaları da ayrıca gülümsetiyor…
Oysa aynı araba kullanmak gibi tavla da benim için çok özel, çok sevdiğim,  harika zaman geçirdiğim bir şey… Tüm hayatım boyunca sadece bir tek erkek tavlayı oynayıp bitirdikten sonra benden çok daha iyi oynamasına rağmen bana müdahale etmeyip… Şimdi konuşarak bir kez daha oynayalım mı dedi... O gün bugün daha iyi tavla oynuyorum (geçen geceyi saymazsak) O da bir tek orada öyle davrandı o başka...geri kalan her şeyi benden iyi biliyordu sağolsun, ya da daha sonrasında "tavla"nmıştım..ukalalık yapmasında sorun yoktu ...

Tavla sembol elbette… Ancak neden erkekler her şeyi kadınlara öğretmeye çalışıyor bir bilen var mı? Elbet felsefe ve psikolojide makul bir sürü açıklama var da… Doğurup büyüttüğümüz erkek evlatların bile yaptığı bu eylemin gerçek sebebi ne?


Bunca yıllık Emine’yim ne senden iyi ses düzeni kurarım dedim, ne senden iyi araba kullanırım dedim, ne senden iyi bilgisayardan anlarım dedim, ne senden iyi telefon tamir ederim dedim… Ama hepsi her şeyi benden iyi yapacaklarını iddia edip durdular. Birçok şeyi onlardan iyi yapmama rağmen…

Hamiş; bu ağustos çok sıcak, çok ego ve çok kibir vardı havada… Bir de çok can sıktı, can yaktı.. Eylül’e inşallah… Okul, serinlik, yağmur özlemi, temizlik, arınma, huzur, ev, yenilik, büyümek, yeniden doğuş anlatan ayda inşallah…

Hayat boyu ağustoslardan sonra gelen eylüllere bayıldım ben;

Tüm ağustoslarda çok ayılıp, bayıldığımdan, üzüldüğümden olsa gerek... Eylül’e 5 gün kala kendisine şimdiden selam edesim geldi...