Hürriyet

Bumerang - Yazarkafe

19 Ekim 2014 Pazar

YALANINI SEVEYİM DÜNYA!

"insanları genelde yalan söylediklerinde dinlemeyi severim, olmak istedikleri ama olamadıkları insanı anlatırlar."



Boyum 1.70 ve 50 kiloyum… Desem?

Çok açık ve net görünen bir “yalan” bu değil mi?

Böyle bir cümlede mesele yalanda değildir zaten. Bakarsın ve görürsün gerçeği, böyle bir cümlede mesele “sebeptedir”. Bir insanın bu kadar net insanların gördüğü bir şey için yalan söyleyebilmesindedir.

Oysa kimi yalanlar bu kadar net görünmeyen şeyler konusundadır.
“kim” olduğunuz
“ne” olduğunuz
“nasıl” olduğunuz…

Tüm bunlar herkes tarafından aynı netlikle görünmezler, görünemezler. Bunlar konusunda konuşmak kolaydır. Farklı beyanlarda bulunmak, olmadığınız gibi davranmak… Ve bazen buna yalan bile diyemezsiniz. Görürsünüz, farkedersiniz bile bile göz yumarsınız. En fenası, en yaralayanı gözlerinin içine baka baka, göz göre göre, eşşek yerine koyulurcasına işitilenidir…

Bir insanın kendini olduğundan ve farklı göstermeye çalışması bunun için gösterdiği çaba bana her zaman olaylar ve durumlar hakkında söylenen yalanlardan daha tehlikeli gelmiştir.

Kişinin olup biteni, kişisel bir takım yaratıcı ıvır zıvırla stratejik anlamda kendi lehine/aleyhine, nihayetinde çoğunluğun ya da evrensel gerçeklik muhtarının 'aha da budur, bu oldu' deyip üzerine damgasını basmayı seçeceği bir varolma biçiminin dışına, söz konusu biçimden farklı bir yöne çevirmesi olasıdır. Beceriniz oranında yalancısınızdır.

Ama yalan kişiye vurulan bir damgadır neticesinde.  İnsan hafızasının çağırdığı her hikâyeyi, her çağırışında tekrar tekrar yapılandırarak anlatan bir düntutma kasası, bir geçmiş zaman nanesi olduğu düşünüldüğünde, o meşhur, o erdemli doğruyu ifade edebilmek yani olanı biteni tıpkıvarolduğu gibi anlatmak; bir balinayı bale pabuçları giydirip pointe kaldırabilmek kadar mümkün olacaktır.

Yani zihnin süper erdemli doğruluğu zaten baştan mantardır. Her şey, hatta varlığı zıvanadan çıkmışçasına sabitlenmeye çalışılan ve belki de başarılan en keskin, en artist önermeler bile, akla her geldiğinde yeniden şekil alır. Ama bir sorun vardır… Bunlar bellekte yeri çok kısa bir süre için kalan, unutulmaya mahkûm gerçek dışı, senaryolardır.

Yani unutursunuz… Yalancı adam ettiği lafı elbet unutur ve her defasında farklı bir şey anlatır… Yalanın kendini imha süresi vardır. Ve dolayısıyla sahibini de imha eder.

Ve yalancıysanız, bugün yarın ya da yarından yakın ne mantar bir kişilik olduğunuz ortaya çıkar. Kendinize gerçekte olduğunuzdan farklı bir görüntü, farklı bir içerik katmaya ve bunu karşıya kazıklamaya çalıştığınızda da durum aynıdır. Bu mantar kişilik önce bir amaca hizmet etse de sonra kullanım dışı kalır.

Yalan; biri diğerine sebep olan, o yüzden genelde zincirleme şekilde birbirini izleyen, söyleyene zekâ seviyesi ve kapasitesine göre az ya da çok zaman kazandıran bir nevi hayata karşı çalım, manevradır.

Ruhsatsız bir yapı inşa edip malzemeden çalmaktır… Çökme riski olur ki bu da kötü bir şeydir. Neticesinde o çöküğün altında illa ki birileri kalacaktır. Sahibi dâhil…

Yalanın eşlik komitesi kalabalıktır… Hırs, kıskançlık, kompleksler, zavallılık yani kişiliğinizin tüm zerzevat yanları yalanın yanındadır.

Ve yalan eninde sonunda sizi güvenilmez ve aciz kılar.

Hamiş; Daha önce de yazmıştım yineleyeyim… Azını söyleyen, çoğunu da söyler. Az sevdiğine söyleyen, çok sevdiğine de söyler. Mesleğinde söyleyen, özel hayatında da söyler. Ailesine söyleyen, eşine de söyler. Pembesini, beyazını sürekli söyleyen, alını, karasını da söyler. Bir kere söyleyen, hep söyler...

Bütün profesyonel mantar kişiliklere gelsin bu yazımda…

Ama unutmayın…

"en iyi yalanları hep kendimize saklarız"