Hürriyet

Bumerang - Yazarkafe

23 Ekim 2014 Perşembe

SOKAKLARDA....




Evlerde büyümüş çocuklarız biz… Dört duvarın, çatının, ananın babanın ya da ailelerin güvencesi altında büyümüş çocuklarız. Sokakların ziyaretçisiyiz. Sokaklardan gelip geçeriz. Evlerimize döneriz.

Oysa sokaklar da yaşam sürer… Dışarısı, kapısız mekân, her türlü entrikanın döndüğü sokaklar… Yürümekle aşınmaz yolları, çocukları farklıdır, kendi ahlak ve aritmetik kuralları vardır, saçlarını okşamanın faydası sınırlıdır sokaklardaki çocukların.

Ben bu ülke de iyi şartlarda yaşayan ve 70- 80 leri çocuk ve genç kız olarak geçiren birçok yaşıtım gibi sokaklarla çok geç tanıştım. Ama tanıştım. Ve biliyorum ki yaşıtım olan birçok hemcinsim belki de tanışmadı. Onlar için babalarının izinleriyle birlikte oldukları adamlarının izinlerinin arasında bir yerde sokaklar tekinsiz gelip geçilmesi ve bir an önce güvenli bir yere varılması gereken yerler olarak kaldılar.

Ama benim sonsuz merakım ve maceracı yanım söz dinlememe izin vermediği gibi var idiyse bir tehlikesi görmemi de engelledi. O nedenle ben sokakta korkmam… Sokaktan korkmam… Geceleri sokakları daha huzurlu bulurum.
Genç kızlığımda gazetecilik ile birlikte keşfettim ben sokakları, yirmi yaşındaydım.

Basmane’nin arka sokakları, Alsancak’ın arka sokakları… Fuar’ın içi… Evsiz çocuklar, sokaklardaki meczuplar. Tenekeli mahallenin haytaları… Pasaport kahvesindeki küçük Mehmet ve onun mahallesinin kara gözlü veletleri…
Bambaşka bir dünya gördüm onlarla. Şükredecek ne çok şeyim olduğunu erken öğrendim o nedenle belki de hırsımı aldırdım gitti…

Erkekler şanslıdır bana göre, onların sokakları vardır, onlara sokaklar serbesttir… Kadınların ise evleri… İşte bu neden bile evlerde olmayı sevememe neden oldu hep… Çünkü sokaklar evlerden zengindir. 

Muhteşem insanlar tanırsınız sokaklardaki insanlarla, çocuklarla sohbet ettiğinizde… Herkes bi dünyadır… Hem kafaları, hem kendileri bi dünyadır.

Gelecek umutları olmayan ve bu da umurlarında olmayan her yaşta çocuklardır birçoğu… Onlar büyümezler 8-9 yaşında “olur”lar, 13’ü görürlerse adamdırlar. Siz kışın evinizde uyurken onlar tren garlarında, otobüs terminallerinde, metrolarda ve sıcak buldukları sahipsiz her türlü mekânlarda barınmaktadırlar… 

O nedenle kim kışı seviyorum, yağmura bayılıyorum dese içim daralır, hırçınlaşırım… Kalp kırarım.

Gündüzleri suratına tükürülmüş gibi bir yaşam, geceleri tinerden, ballyden iptal durumda kafalar diye özetlenebilir yaşantıları… Tiner, bally sokak çocukları için bazen soğuk kış gecelerinde kendilerini sıcak hissetmelerini sağlayan bir kalorifer, bazen kendilerini sokağın tüm kötülüklerinden koruyan bir silah bazen de sokağın tüm çirkinliklerine rağmen güzel şeyler düşünebilmelerine yardımcı olan hayal kurma aletidir... Yani uyuşturucu sanki ışıklarını kapatamadıkları tekin olmayan sokaklarda gece uyuyabilmelerini kolaylaştırır, uğradıkları tacizleri ve şiddetin acısını bastırmalarına yardımcı olur ve akbabalardan korkmayacak kadar uçmalarına hatta belki de sokakta ve kimsesiz olduklarını şuurlarını kaybederek unutmalarına yardımcı olur… Amaçsız, çaresizlerdir birçoğu... Daha sonra amaçlar edinmeye başladıkları zaman yani fikirleri silahlandığı zaman, elleri de silah tutmaya başlar ya sokaklar da ölürler ya da öldürürler...

Bunca yıldır hiç zarar görmedim sokaklarda… Güzelim evlerde yaşayan şık abi ve ablalar daha çok canımı yaktı hep.  Benim kötüm sokaklar değil o nedenle.
Ama yaşamdaki en büyük korkularımdan biridir… Sokakların ziyaretçisi değil yerleşiği olmak.

Öyle hikâyeler bilirim ki bundan korkmak gerektiğini de bilirim. Yalnız çocuklar değil yaşlılarda, meczuplarda vardır sokaklarda… İçlerinde okumuşlar vardır… Ailelerini yitirmişler vardır… Yaşlandığı ve hiçbir sosyal güvencesi ve geliri olmadığı için sokaklarda olanları vardır…

Şöyle olsaymış, böyle yapsaymış… Şunun bunun kıymetini bilseymiş, kim bilir neler yapmışlar beni hiç ilgilendirmez… Çünkü başa gelmeyen her şey için aklı vermek, fikir yürütmek kolaydır.  Klasik bir ''hadi bir de suçu kendimizde arayalım'' yazılarından değil bu… Çünkü bu da yaşamın gerçeği…

Bugün hava serinledi… O yüzden aklımda sokaklar var…

Nihat Behram’dan birkaç satırla bitsin yazı…

“Bir park ağacında, bir koruda, bir nehrin sularında, bir kıyıda kimsiz, kimsesiz, kimliksiz bulunuvermiş, bulundukları yerde izleri de silinivermişti.
Yaşamışlar ve ölmüşlerdi, fakat ne yaşamlarına ne de ölümlerine ilişkin izleri kalmıştı. Anılarında ve tutanaklarda solgun yaprakçıklar gibi uçuşuyorlardı. Acıma, yadsıma, yadırgama, küçümseme, aklama, karalama cümleleriyle süslenmiş söylentilerde dolaşıyor. Kimisi ise sadece anılarda, o da anımsanmaz olmuş izleriyle dolaşıyor.”

Hamiş; Herkesin görünce  "yanlışlıkla baktığı" şu çocukları, evsizleri, yetimleri, dışarıları, atılmışları, insan yerine koyulmayanları, tanıyor musunuz? Şimdi buraya kadar okuduysanız dönün Facebook’a, bunları hızlıca geçip, sıcak evinizde “Norveç’te karda montsuz kalan çocuk” görüntülerini izleyip “dünyada ne iyi insanlar var. Onlardan biri olduğum için gurur duyuyorum” deyip ağlayın…