Hürriyet

Bumerang - Yazarkafe

6 Ekim 2014 Pazartesi

HATASIZ KUL OLMAZ!


Bir bitişte hata payımız kaçta kaçtır?

Bir hatadan kurtulmada payımız kaçtır?

Bir hatadan, sağ salim çıkma payımız kaçtır?

Yediğimiz kazıklardan ders alma payımız kaçtır?

Ya da yaşamda; bizim payımız kaçtır?

Ne zaman sobeleriz başarıyı, aşkı?

Ne zamana kadar şeytan alıp götürür, vicdanımızı?

Hata; insanda onulmaz izler bıraktığı için ya olgunlaştıran ya da birkaç yıl geriye götüren; zamanla önemi daha da iyi anlaşılan yaşam sürçmesidir. İnsanın dili gibi sürçer bazen yaşamda… İstemeden hata yapar insan.

Her yapılışında, boyutuna göre bir şeylerin kaybedilmesi göze alınması gereken zımbırtıdır hata. Bazen insan, bazen zaman, bazen iyi niyet, bazen sabır, bazen yaşama dair küçük ümitler…

Ama illa ki hatanın bir bedeli vardır bir şekilde bir gün bir yerde ödenecek…

Hatanın istatistik ve kontrol sistemlerinde kullanılan tanımı yüzde gülümseme yaratan tanımdır…

Gösterilen değer ve gerçek değer arasındaki fark… Belki de tüm hataları böyle tanımlamalıdır.

Borçlar kanundan ise bir kişinin sözleşmeyi iptal edebilmesi için hatanın "esaslı" bir hata olması gerekir. Borçlar kanunu esaslı hata hallerini ikiye ayırmıştır. Beyanda hata, temelde hata…

Siz hangisi iseniz… Sizdeki hangisiyse…

Yapmadan anlamını kavrayamadığımız hayatımızdaki soyut kilometre taşlarıdır hatalar.

İnsan; daha önce yaşamadığı bir olayla karşılaştığında, istemeden pişmanlık duyacağı bir fiilde bulunmuşsa, bu tecrübedir. Ardından "neden, niçin, tüh nasıl yaptım" denmemelidir. Gelecekte aynı pişmanlığı yaşamamak adına, yaşanmışlık alıp bir kenarda saklanmalıdır.

Ama aynı insan, zamanında tecrübe diye alıp bir kenara koyduğu yaşanmışlığı göz ardı ederek; sonucunda üzüntü duyacağını, pişmanlık hissedeceğini bile bile benzer bir fiilde tekrar bulunuyorsa bu hatadır.

Her hata bir tecrübe, her tecrübe "donanım" duvarında bir tuğla. Ve fakat tecrübe üstüne tecrübe de ahmaklıktır…

Her gün bir sürü tanesini yapıyoruz... Hepimiz… Dengeler var, sınırlar; var, olmalı da… Ama bazen sınır ihlalleri oluyor. Birbirimize gösterdiğimiz müsamahadan zannederim- önceleri önemli olmuyor, öyle diyoruz: "önemli değil ya", "önemli değil ama bir daha dikkat et"... Önemini, önemli olduğunu ve olacağını uyarıya ihtiyaç duyacak kadar denge sarsıcı ve sınır aşıcı bir şey başımıza gelmeden anlamıyoruz.

Hatalar yapılıyor... Af müessesi giriyor işin içine... Affedilmeyi-hoş görülmeyi bekliyoruz bazen, bazen de affetmeyi hoş görmeyi... Bazen çok büyük olunca bu, hata, affetmek hazmetmeyi gerektiriyor… Ve hazımsızım ben…

Bazen, hatalar da sonuçları da geçmeyebiliyor, acıyor hâlâ-hep; tüm o geçer diyenlere lafım girsin, geçmiyor işte... Yutkunuyorum çokça, sindirmeye çalışıyorum bu zamanlarda olanları, geçmeli sonuçta, bir zaman sonra… Aklıma gelenleri kovalıyorum; kaybolsunlar... Kovalarken ağzım bozuk; dilimde iğneler var, susayım ki batmasın başkalarına da; çirkin, çipçirkin cümlelerim var içimde, bazen dışarı kaçıyorlar, etrafa çirkinlik saçıyorum, engelsiz... Çünkü öfkeliyim kimi hatalara...

Hayatımda o kadar çok hata var ki iki kez aynı hatayı dahi yapamıyorum,
hayatın bir tekrarı olmadığı gibi kaldı ki banttan yayın da değil, canlı bir şey olmasına bağlı olarak yaptığım hatalardan nasıl geri dönüşü yok ise aynı hataları bir ikinci sefer yapamıyorum. İşte sırf bu nedenle hatalarım ünik ve hatta eşsizler.

Yalnız bazı anlarda yalnız kaldığım fiziken değil ruhen, koca kentte yalnız kalmak tahmin edersiniz güç oluyor, işte o ruhumun yalnız anlarında farkettim ki, bazen aynı hatayı tekrar yapmak için içimde dayanılmaz bir istek oluşuyor...

Hayatımdaki hatalar; kiminizi çok seviyorum… 

Kiminizden çok şey öğrendim. 

Kiminiz geçip gittiniz… 

Kiminiz götürü usulde eziyetsiniz…

O yüzden soruyorum…

Ne zamana kadar şeytan alıp götürür, vicdanınızı?