8 Ekim 2014 Çarşamba

SADAKAT

İki gece evvel ardı ardına iki şey geldi başıma… Önce çok emin olduğum bir sadakatsizliğin gerçekliğini sorgulamak zorunda kaldım, sonra gerçekliğini bildiğim bir sadakatsizlikten emin olamadım.


Ve haliyle akla “sadakatsizlik” düştü… Eş-ülke-iş- arkadaşlık gibi konularda yapılabilir bir şey olan sadakatsizlik.

Sadakatsizliğe dair şöyle bir şey yazılabilir; bireysel altyapısı sağlam, kişiliği oturmuş insanlar sadık değil, seçim yapan kişilerdir. Sadakat bağımlılıktır. Zayıflıktır. Sadakatsizlik ise her ne kadar zıttı olsa da, aslen daha büyük bir ruhsal zayıflığı gösterir. Kuvveti değil. Ama konu bu kadar net ve basit değil elbette. Bireysel anlamıyla kişilerin sadakatsizliklerinin elbet bin bir türlü sebebi var ancak benim kafamı kurcalayan daha az genel bir şey sanırım.

Arkadaşlıkların, dostlukların ve ilişkilerin bir numaralı kuralıdır benim için. Bir kere bozuldu mu bu kural kaynayan kemik hiç bir zaman eskisi gibi olamaz... Yani olmuyor.

Bu terazinin her kefesinde sallanmış biri olarak diyecek birkaç şeyim var.

Sadakat, dış basınç ve ortam sıcaklığına bağlı bir şey değildir, ölçülmez biçilmez. Sadakat bir tek sevilene, sevene değil insanı kendi yapan ne ise ona duyulur. Ne şık oldu değil mi? Oysa sadakatsizlik şık değildir. Her köşesi başkasına batan kırık bir şeydir.

Kendisine “Dünya Barışı'nın” yanında yer ayrılmalıdır. Zira eşdeğer derecede imkânsızlığa doğru koşmakta olan bütün rakiplerini iki boy arayla geçmektedir, gün geçtikçe özgürleşen insan hayvanı bununla birlikte dürtülerini de özgür bırakır, iş budur ki hayvani dürtüleri daha ağır basan erkek grubu için sadakat çok zora, yer yer işgüzarlığa girer. Zira sadakat bir yemindir ve çok az eş için böyle bir yemin değerlidir ya da böyle bir yemine muktedirdir. Sebebi yanlış eş seçimi, yanlış hareketler vb. çeşitli yanlışlıklar olabilir. Ya da kişinin aymazlığı, doymazlığıdır…

Burada bahsi geçtiği üzere sadakat sadece erkeklerde zordur anlaşılmasın, kadınların planlı beyinleri çok daha tehlikelidir, zira bir erkeğin yaptığına bir anlık dürtü denebilirken, bir kadının yaptığına kontrollü dürtü denebilmektedir. Peki, kontrollü dürtü ile anlık dürtü yer değiştirebilir mi? Her zaman.

O vakit.

Sadakat günümüzün tutması en zor yeminlerinden biridir.

Evlilik, sevgililik, arkadaşlık, yoldaşlık, dostluk ilişkilerinde karşılıklı ya da karşılıksız bir şekilde insanların birbirlerinden bekledikleri bir şey sadakat…
Karşılıklı kısmında, ben sadıksam sen de sadık olacaksın fikri hâkimken, karşılıksız kısmında sen bana sadık kalacaksın ben her daim hercai kalacakken deniyor.

Bir de inanması güç bir türü var ki, o da; sen istediğini yap aşkım, dostum, yoldaşım, kocam; ben her daim sadığım sana der. Hemen hemen bütün anneler, anne oldukları günden itibaren yaparlar bunu… Bende yapmıştım bilirim… Sahaya uzak düşmüyor konu.

Kanımca sadakat birçok insan için "iki kaçamak arasındaki zaman dilimi" dir günümüzde.

Sevgililik ya da evlilik müessesesindeki sadakat pek ilginç bir kavram…

İnsanlar hayatları boyunca bir kişiyle birlikte olacaklarına dair hem kendilerine hem de karşısındakilere sessiz ya da sesli bir yemin ediyorlar. Sonra efendim bunların bir kısmı kısa süre sonra ayrılıp özgürlüklerini ilan ediyorlar… Bir kısmı ayrılmadan başkalarıyla birlikte oluyor, bir kısmı uzuun seneler yeminlerini bozmamak için uğraşıyor ve sonunda "yaşlandık, hayatımızı yaşayamadık yahu" diyerek kaçıp gidiyorlar, bir kısmı da yeminlerini asla bozmayıp aynı evin içinde birbirlerine hayatı dar ederek yaşadıkları sıkıntının acısını birbirlerinden çıkarıyorlar. Belki bir kısmı da ömür boyu mutluluk içinde yaşıyordur. Ben pek rastlamadım bu sonuncusuna.

Ama bugün evliliklerde sadakat olduğuna inanmıyorum. Yaşamın her alanında “yalanın” yaşama en büyük hakaret olduğunu düşünen biri olarak da sanırım en çok buna tahammül edemiyorum. Ki edemedim…

Ancak biraz sadakat hiç te fena olmazdı… En azından biraz seks düşkünü olan, abaza ya da dillere destan bir kazanova olmasa bile açgözlü, zihnini, vaktini, dikkatini, bazen de karakterini karşı cinsten tonla mahlûkla meşgul olarak heba edecek insanların hayatını kurtarmak açısından ilaç gibi bir şey olurdu. Hem de ortalığa daha az zarar verirlerdi.  Çoluğa çocuğa, evdeki anlamamazlıktan gelen kadına, diğerine, ötekine, berikine daha az zarar verirlerdi.

Benim gözümde ise ne boyutta olursa olsun ilişkinin en elzem noktasıdır 
sadakat.

Tabi ben hep kendi ilişki anlayışımı anlatıyorum başkasına göre ilişki seks temelli olabilir, çok eşlilik bazıları için normal olabilir, birden çok kişiyle duygusal yakınlaşma olabilir, olabilir de olabilir... Sonu yok elbette insanların ve onların aklındaki ideal ilişki türünün. Bana göre ise sadakat insanın kendi içindeki ilişki tasvirinde bulunması elzem olan, günün birinde gerçekleşebilecek muhtemel bir ilişkiyi özel kılan müthiş odaklanmanın baş aktörüdür, sadece bir kişiyle o şekilde uyuşabilmek, paylaşabilmek, iletişim kurabilmektir.

Eğer siz o özel vasfı sadece ve sadece bir kişiye atfedemiyor o özel iletişim, sevgi kanalını tek bir kişiye adayamıyor, belleğinizin en güzel kısmını o kişiyle yaşayacaklarınıza ayıramıyor, seksi sadece o kişiyleyken anlamlı diğer durumlarda anlamsız, tanımsız bir mekanik aktivite olarak görmüyorsanız kusura bakmayın ama benim gözümde "ilişki" yaşamıyorsunuz. İlişkiniz yalan üzerine kurulu…

Sadakat kendi kriterlerindir.

Bir başkasına duymuş olduğun vicdan azabın değildir.

Ağdalı kelimelere sarılıp, gerçeği ardına saklamak çok kolaydır.

Kolaya kaçmayalım, Pepsi varken…

Hamiş: "eşşeğe altın palan vursan eşşek yine eşşektir"