Hürriyet

Bumerang - Yazarkafe

14 Temmuz 2015 Salı

GÜVEN


Bana Kadir gecesinde ne için dua edeceksin diye sorsanız tek bir yanıtım var sanırım…

Hepimizin dilekleri sağlıklı, huzurlu bir yaşam sürmek… Özgür, eşit şartlarda… Sevgi dolu…
Hepsini diliyoruz… Yanlış yapmamayı, güzel şeylerle karşılaşmayı, güzel insanlara kapımızı açmayı…

Ama ben sadece “güven” duyabilmeyi diliyorum…

Bu hissi duymayalı çok uzun zaman oldu sanırım… En son kendimi güvende hissettiğimde babam sağ idi… Kayıtsız şartsız bakılacağıma, sevileceğime, aldatılmayacağıma, parasız, sıkıntıda kalmayacağıma “güven” duymayalı çok uzun zaman oldu…

Benim güvenmeme dururum çocukluktan öğrenilmiş bir şey değil yani… En kötüsü de bu sanırım… Çünkü eğer babanıza bile güvenemeden büyürseniz zaten güvenecek bir şey olmadığını bilirsiniz ve yaşadığınız hayal kırıklıklarına karşı daha alaycı ve diksinizdir… Ama süreç içinde duvarlara çarpa çarpa güvenmemeyi öğrenmişseniz “güven” duyamamak çok acıtıcı birşeydir.

Evlilik öncesi yaşam tecrübem yavaş yavaş güvenmemeyi öğretti bana ve evliliğim var olan tüm “güven” duygumu yok etti… Sonrasında da birden “güven” duymak elbet mümkün değildi…
Çok kısa sürelerle güvendiğim oldu insanlara… Ama çok hızlı kirlendi beyazlar…

Güven saf birşeydir, kendiliğinden oluşur, düşünülmemiş birşeydir... Vardır ya da yoktur. Kuşku duymama ise bilinçlidir, düşünülerek takınılmış bir tavırdır ve her seferinde yeniden düşünülerek bulunan bir eylemdir. ...Aldatılmaya ardına dek açılmış bir kapıda/yaşamda kör güven değil, bilinçli kuşkulanmamaktır yapılan çoğu zaman.

Kendi güvenilirliğime baktığımda kendimde de gördüğüm kusurlar var elbette ancak genel anlamıyla benden bir şey isterseniz güvenebilirsiniz illa ki maddi manevi zorlansam da yaparım… Bir şey için “söz” verirsem türlü sıkıntıya girsem de bir şekilde yapmaya çalışır yapamazsam kaçmam gelir arkadaş denedim yapamadım, pardon derim… Yapamayacağım, gücümün ve takatimin yetmeyeceği şeylere söz vermemeye gayret ederim… Sadakat dâhil…  Benim için huysuz, hırçın, çok kuralcı, zorlayıcı diyebilirsiniz ama “güvenilmez” tarafıma söylenmiş bir şey olmadı çok fazla… Çünkü güven duyulamayacağım konuda bana bu konuda güvenme derim… Benim için söylenilemeyecek hiç birşey yoktur… Sadece söylemenin yolları ve koşulları vardır… Babamın öğrettiği bu doğrular ve hiç yalan söylediğini görmediğim bir anneyle büyüdüm ben… Ki onlardan daha güvenilmez ve daha yalancıyım…

Çok duyduğum bir laftır “sen akıllı kadınsın, nasıl güvendin/inandın buna lafı” cevap çok basit “kendim gibi bildim”

Ama özel ilişkilerde bilirim ki “güven” bir kez kaybedilen birşeydir… Sonrasında artık aranızda güvensizlikten örülü bir duvar vardır…

Güven kendi kendine yarattığın ya da yaratmak istediğin bir histir.
Kendi kendine birine/ birilerine doğru söylediklerine, seni yarı yolda bırakmayacaklarına, iyi günde kötü günde yanında olacaklarına, yeri gelince elin kolun bacağın olacaklarına, yaratılıştan gelen yalnızlığını zaman zaman hafifleteceklerine dair inancındır. Ne yazık ki gerçek değildir, sonu hep hüsrandır. Aşk gibi dilin yanar ama yine de tekrarlanır, şans verilir, üzülünür, unutulur gibi yapılır ama olmaz… Çünkü güven balıkçının yarası gibidir pişmiş sıcak balığı tuttuğunda elin yanar, ama elinin acısını gidermek için ağzına götürdüğünde balığın tadını alırsın… o tadı aldığında yanacağını bilerek yersin her seferinde o sıcak balığı…

Güven birine verilemeyen, ancak kazanılabilen bir şeydir. Bir kere kazanayım, sonra nasılsa ömür boyu sürer diye düşünmek de güvenin en çok kaybedilme sebebidir sanırım. "nasıl olsa bana güveniyor, şunu da yapayım, fark etmemiş gibi davranırım" / "benim canım böyle davranmak istiyor şimdi, diğer türlüsü de çok kasacak beni, sorduğunda bir bahane buluveririm, art niyetli düşünecek değil ya" gibi düşünceler sadece devekuşlarında bir işe yarıyor olabilir ki ondan bile emin değilim...

Hiçbir tereddüt yaşamadan güvenmeye başladığın insanlar artık dostun olmuştur. Bunu paylaşamadıkların ise arkadaştır bence. Arkadaş ile dost arasındaki farklardan biri de budur. İşte en büyük yara da dost bildiklerinin güveni yıkmasından alınır, bir daha iyileşmez o…

Tüm yaşamım içinde kayıtsız şartsız güven duyduğum 2 dostum oldu… Biri uzaklarda ama hep yanımda… Bir diğeri ise hep yanıbaşımda… Ve biliyorum ki “güvensizliklerimden” çok şikayetçi… İkisinin de insanlara benden daha kolay güvenen insanlar olması belki de bu arkadaşlıkları “dostluk” noktasına taşıyor. İkisi de tüm insanlar için güvenilir insanlar üstelik sadece benim için değil…

Aile içinde güven duygusu ise apayrı bir karmaşa… Bazen en kırıcı yaklaşımlar oradan gelir çünkü… Kendinizi en yalnız hissettiğiniz yer orasıdır… Uğruna gözünüzü kırpmadan canınızı verebileceğiniz tek insan evladınızdır/evlatlarınızdır… Onlara olan güven kırılmaz çünkü orada güven kayıtsız şartsızdır ve o nedenle bazen yaşamın en acı güvensizliği orada yaşanır… Bunu anlamak için boş bir gün gününüzde bir huzurevine gidin derim…

Güven maddeleşebilseydi domino taşı olurdu sanırım…
Zira en sondaki domino taşı sarsılmaya başladığı anda bütün bir geçmiş tehlike altındadır.
Bir sevdiğinizin yalanını yakalamaya görün güvenden eser kalmaz ortada.
Çok severdi babam sirk seyretmeyi özellikle trapezcileri izlemekten çok keyif alırdı... Bir gün izlerken sordum "nasıl insan o yükseklikten kendini bırakır boşluğa, ya karşıdaki yakalamazsa diye?" "Güveniyor arkadaşına" dedi... Takım arkadaşına güvenmek o nedenle çok önemlidir... Oysa bugün en güvenmemeniz gereken iş dünyasında ya da sosyal kurumlarda, sporda takım arkadaşım dediklerinizdir. Çünkü en çok yalan, hırs, ego ve kazanma duygusu orada vardır.

O nedenle sürekli tetikte ve arkanızı kollayarak yaşamak zorundasınızdır. Özellikle bu ortamlarda çıkarlar doğrultusunda değişen doğrular ortamı çok güvenilmez hale getirir. Ve eğer benim gibi ilkelere bağlı bir insansanız bir saat önce "aman o mu bırak ya, yanlış insan o" dediği biriyle bir insanın nasıl bir saat sonra birlikte poz verebildiğine şaşarsınız ve hatta bazen sizin korumak için birileriyle karşı karşıya kaldığınız insanlar sizi dehşete düşürerek bir anda kendilerine bin bir kötülük yapan insanlarla, ya da haklarında konuşan insanlarla tekrar dost olurlar... O zaman düşünürsünüz güvenilmez birileriyle yada hakkında konuştuğu birileriyle çıkarları gerektirdiği için duruşunu bozarak tekrar birlikte olan insan ne kadar güvenilirdir. Dolayısıyla "güven" uçar gider... Elbette "çıkarlar teorisi" dostluk duygusundan ağırdır ama yaş kaç olursa olsun siz buna hala şaşırabiliyorsanız insanlık adına en azından sizin için umut vardır... Benim hayatımın bir kısmı komik bir arkası yarın gibidir. Sabun köpüğü dizilerinden daha fazla yalan-dolan ve senaryo olan bir 16 yıl geçirdim ben... Ve ne zaman oturup bunda bir hata var demeye kalksam o sohbette "ben turizm katiliyim" diyerek kalktım...

"yaptım ama sor neden yaptım" o nedenle en güldüğüm cümledir...
Ve o nedenle nerede ailesini, eşini aldatan birini görsem içimde bir yer acı sızlar... Ve ne zaman buna bilerek katlanan bir eş görsem kendini bu güvensiz ortamda yaşatarak nasıl bu kadar mutsuz olmayı göze aldığını bilerek üzülürüm...

Maslow gereksinimler teorisinde “güven” duygusunu, fiziki ihtiyaçlardan sonra en önemli ihtiyaç olan belirlemiştir… Sevgi, saygı ve kendini gerçekleştirme gereksinimleri bundan sonra gelmektedir teorisine göre…

Bu benim gibi kendini ifade etmeyi, hayat savaşını kendi başına vermeyi seçmiş ya da zorunda kalmış kadınlara bazı kadınların neden her türlü aldatılmaya, kötü tavra karşı eşlerinden boşanmadıklarını anlatabilir belki de… Çünkü belki o erkeğe cinsel anlamda güvenmeyeceklerdir ama güvensizliğin yerini “bakım/ aile” güvenliği alacaktır… Ki yaşamla kendi başına mücadele etmekten çok daha kolay bir yöntemdir birinin sana bakması… Neticesinde sevgi, saygı ve kendin olmak sonraki sıralamalardır…

Sonuçta “güven" tamamen açıklıkla, tamamen doğru sözlülükle, tamamen olmasa da insanları aldatmamakla kazanılır…
En önemlisi de içten pazarlıklı olmamaktır. Bir olaya uydurduğun kılıf o an gider belki. İnsan nasılsa her zaman çok net düşünemez. İnanır sana…
Ama kılıfın uymadığı gün gelir elbet ve karşındaki “ulan” der. Kazımaya başlar altını olayların. Kalkıp baktığında bir kere daha “ulan” der… Bu vurgulu çıkar. Salak yerine konduğunu anlar. İşte ondan sonra o insan senin dediklerini artık, çocukluğunda dinlediği sazdan neneyle, tuzdan dede masalının sana uyarlanmış hali olarak dinler…

“Güven” bana hep Bertold Brecht ‘in aşağıdakini şiirini hatırlatacak kadar kırılgan gelir;

Kopan ip bağlanabilir yeniden
Tutar tutmasına ama
Kopmuştur işte bir kere

Belki karşılaşırız yine, ama orada
Beni terkettiğin yerde
Bulamazsın beni bir daha…


Sonuçta; "güven başlangıçta vardır, sonra yok olur."

Hatırla Ama! Da Mevlana Şems’e ne der…

“Sana temiz dostlar, iyi dostlar, bağdaş dostlar
yeryüzünde de var. Gökyüzünde de var.
Eski dostla ettiğin yemini, hatırla ama…”

İşte bu nedenle Kadir Gecesinde kendim için

“ GÜVENEBİLECEĞİM DOSTLAR, TEMİZ DOSTLUKLAR, BAĞDAŞ İNSANLAR DİLİYORUM… GÜVENEBİLMEYİ, GÖZÜM KAPALI KENDİMİ KUCAKLARINA ATACAĞIM DOSTLARIM OLMASINI DİLİYORUM
“GÜVEN” DUYGUMU YENİDEN KAZABİLMEYİ DİLİYORUM…

İşte bu nedenle bu gece tek dileğim “güvenilir” bir ortamda olmak…
İşte bu nedenle “güven” duymadığım yerlerde kalmak benim için eziyet…



HAMİŞ: '' HAYATTA KİMSEYE GÜVENMEYECEKSİN DEMEK SAÇMALIKTIR İNAN. AMA KİME 'İKİ DEFA GÜVENECEĞİNİ' HESAPLAMALI İNSAN '' VİCTOR HUGO