Hürriyet

Bumerang - Yazarkafe

6 Temmuz 2015 Pazartesi

BABA OĞUL... KUTSAL RUH...



Baba- oğul ilişkisi; iki erkek ilişkisidir…
Babanın oğlu üzerinde iktidar kurduğu ilişkidir;
Oğulun babaya kafa tuttuğu ilişkidir;
Oğulun kendini ispat ilişkisidir;
Babanın model olduğu veya model alınmaktan sakınıldığı ilişkidir;
Ama tuhaf bir şekilde nadiren; iki insan ilişkisidir;
Saydığım diğer ilişkiler, bunun çok da önünde gider. İki insan ilişkisi daha çok geri planda kalır.

Kadınlar tarafından anlaşılması güç belki anlaşılamayacak ilişkidir.

Oğulun yaşı ilerledikçe ego çatışmasına dönen ilişkidir.

Ve eğer babayla- oğul beraber çalışıyorlarsa ilişki gayet sıkıntılı olabilir. Bazen evlat istemediklerini söyleyemez de onun yerine başka şeyler söyler... 

Baba, hem babalık hem de patronluk yapar. Oğuldan kendisinin hiç bir zaman yapmadığı, yapamadığı ve yapamayacağı işleri ve fedakarlıkları isteyebilir. Ya da bazen oğul onun yaptığı fedakarlıkları görmez, görmezden gelir, bilmek istemez... Bazen yaptığı işleri beğenmez, beğense de yüzünüze karşı bunu söylemez. Diğer çalışanlarından oğlunu hiç ayırmaz hatta daha kötü bile davranır ama bunların hepsinin bir amacı vardır onu çalışma hayatına en iyi şekilde hazırlamak… En azından “o” buna inanır… Asıl amaç, o olmadan da ayaklarının üzerinde durabilmesini sağlamaktır. Ama bu amaç elbette ki oğul tarafından böyle anlaşılmayacaktır… Hele de olayın içine bir sürü farklı ayrıntı, farklı insan ve olay girdiyse… Oğul çoğu zaman bunu kendine yapılmış bir kötülük olarak algılar... Korkularını dile getiremez huysuzluğunu dile getirir...

Ve bazen genç, babaya olan saygıyı yitirdiğini düşünür…

Bunda babanın zaman zaman oğulu hiçe sayması, dediklerine güvenmemesi son derece etkili olmuştur. Ya da oğulun güvenini yıkması… Babalık içgüdüsüyle her şeye karışması, her şeyin kendi istediği gibi olması gerektiğini düşünmesi oğulu sıkar. Babanın bu hakları üstünde elde etmesinin tek sebebinin para kazanması olduğunu düşünen genç her geçen gün artan bir istekle kendi parasını kazanıp bu esaretten kurtulmanın hayallerini kurar. Yada içgüdüsel olarak onun bu üstünlüğünü yıkmaya çalışır...
Bu da tartışmalarda biraz daha saldırgan olmasına sebep olur.

Bu iki bakış açısı bir araya gelince tartışma da kaçınılmaz hale gelir. Bu ikili zaman zaman tartışırlar, olansa arada kalan anneye olur çoğu zaman. Hele de ayrılmış çiftlerde bu uyumu sağlamak çok daha zordur. İki tarafı da daha anlayışlı olmaya ikna etmeye çalışır, fakat iki tarafın da elinde değildir. Birisi kendini frenlese diğeri duramaz. İkisi de frenlese en fazla iki, bilemedin üç kere frenleyebilirler. Sonra gene kaçınılmaz son gelir. Uyumlu bir baba oğul ilişkisi için iki tarafın da gayreti gerekir, bakış açılarını değiştirmeleri, birbirlerine daha anlayışlı yaklaşabilmeleri gerekir. Ama bunu yapmak iki taraf için de zahmetlidir gerçekten. Hele de genç ve ateşli tarafın dinlemeye kulakları tıkanmışsa...

Çünkü muhtemelen geçmişten gelen birikmiş öfke ve kızgınlıklar karşılıklı anlayışsızlıkların ana kaynağıdır. Karşılıklı suçlamalar ve güvensizlikler oluşacak iletişimi daha da çıkmaza sokar…
Çocukluğun ve ilk gençliğin bittiği nokta bir hesaplaşmaya döner.
Sorumlulukların arttığı noktada, gerçeklerle yüzleşilen yerde bazen başarısızlık korkusu olayları daha da alevlendirir...
Çocukluk günlerinden kalanlardan başlanır, zaten “o” senin çocukluğundan adam olamayacağını bilmektedir. Sen de bunun sebebinin babandan başka kimse olmadığını düşünüyorsundur…

Ve bu ilişkinin bir yerinde illaki bir anne vardır… Bazen paylaşılamayan, bazen ilişkinin çok uzağında olan, yakınında olamayan… Ama o kadın için bu ilişkinin iki erkek çocuğun ilişkisinden farkı yoktur.
Çünkü ne derse desin laf anlatamadığı iki erkek çocukla karşı karşıyadır…

Zemini çürümüş tahtalardan oluşan, daracık bir köprüde bazen karşı karşıya gelmeye; bazen o köprüyü beraber geçmek için çabalamaya benzer baba oğul ilişkisi…

Oysa…

Taş bile kırılıp ufalandığı ve değiştiğine göre, bu ilişkinin de değişmesi gayet mümkündür…

İnsanın en önemli organı vicdanıdır, vicdanı güzel olan insan ırkı, dini ne olursa olsun en güzel insandır…

Bazı ilişkiler feda edilemez ilişkilerdir… Araya kimsenin giremeyeceği ilişkilerdir…
Geçmiş babaya dair içine atmışsa bir şeyler, gelecek bunların hesabını soracak güçle diker babanın karşısına insanı. Ve çözülür insan güç olur… Güçlü olur…

Bir erkek babasıyla hayatında çok nadir dönemlerde kavga eder. Bir kutsal kuralı, kaideyi bozmak, iyi kötü devam eden bir düzenin kolonları yıkmak gibidir babayla kavga etmek. Seni sen yapan kaideleri hiçe saymaktır babayla kavga etmek. Yaşamın içindeki kırılma noktalarından biridir, dananın kuyruğunun koptuğu yerdir. Sanmam ki hiçbir insan, kendi varlığına sebep olan şeyle burun buruna geldiğinde psikolojik tahribat yaşamasın. Karşılıklı yara almak kaçınılmaz olsun…
Tarih boyu yaralarla doludur baba-oğul ilişkisi…

Çünkü baba sırtını yasladığın dağdır… Öyle olmalıdır…

Derler ki erkek milleti 3 evrede olgunlaşırmış;
-askere gidince
-baba olunca
-babası vefat edince…

Ve bazen kadın olarak durduğun yerden bakarsın 3 evrede bazen işe yaramaz gibi gelir sana…
Yine de insanın kavga edebilecek bir babası olması babasını erken yaşta kaybetmiş çocuklar için bir lükstür…
O yüzden anlamaz babasız çocuklar bunu…
Evladını kaybetmiş babalarda anlamaz var olan bir evlatla didişmenin nedenini…


İşte o yüzden erkekler daha çok sever kız evlatlarını “erkeklik paradoksları” altında sıkışmış, hem sancılı, hem saldırgan, hem bağlı, hem korkan, hem hayranlık dolu, hem öfkeli değildir kızlarıyla ilişkileri… Erkek çocuk kaçınılmaz olarak bir gün kimsenin bükemediği bileğini bükendir neticesinde…

Baban ne dersen de, ne hissedersen hisset oluşunun sebebidir neticesinde… 

 BABA: Hazine kapısıdır...Açmasını bilene...!

ANNE: Cennet kapısıdır... Girmesini bilene...!
EVLAT: Deniz suyudur... İçmesini bilene...!

Taş bile kırılıp ufalandığı ve değiştiğine göre yaşamda her şey değişir...
NETİCESİNDE BABA - OĞUL - KUTSAL RUHTUR....