Hürriyet

Bumerang - Yazarkafe

18 Ağustos 2015 Salı

KALP KIRIKLARI



Kalp kırılınca, iç organlara saplanan kalp kırkları, tıpkı cam kırıkları gibi, ince ama derin yaralar açar, ki o yaralar yıllar boyu sızlar.

Hani şu tabakta bırakılan son lokma gibi… İnsanın ardında kırık kalpler bırakmaması gerekir… Maazallah kovalarlar ardınızdan…

Kırık kalp öyküleri genelde taraflardan birinin diğeri kadar hatta hiç sevmediği, sevemediği öykülerdir… Oysa en derin kırıklar iki tarafında karşılıklı sevdiği ama yine de kırılmış öykülerdir…

Yaşayıp giderken bir şekilde kırılacak kalpler, fark etmeden veya bile bile. Bunun kaçarı yok. Kırılganlık doğasında var çünkü… Kırmak da doğamızda…

Asıl mesele kalbini kırmayacak birilerini değil de tamiratta usta olanları hayatına sokabilmekte.

Hem kırık bir kalbinin olması, en azından denediğini gösterir.

Neticesinde bu da bir dert biçimi…
Her dert gibi var bi çaresi…
Kendi bulmalı insan çareyi, söylerim çareyi ama en güzeli herkesin kendi cevabını bulması…
Başka bir kalbi kırmak değil çaresi...
Başkalarının kusuruna takılmak da değil…
Benzerlerden denemeler yapmakta…
Başı kuma gömüp yok saymakta…
Neticesinde kırılganlığını anlatamamış, her seferinde hassasiyeti artmış kalplerdir bunlar. Onarım çalışmaları genellikle pek başarılı olamaz, yapıştırıcılar sızıverir çatlaklardan...
Bir gün illa elinize gelir kırığın bir pürçeği…

Biz ne yapıyoruz bu tip durumlarda kırıkların çatlakların arasına çikolata parçacıkları ve sadık dostları saklıyoruz...
O zaman hayat tatlı oluyor…
Zira aksi takdirde…

Parçalar içerde durup batmasın, acıtmasın, hem de ziyan olmasın diye birleştirilip kalkan yapılabiliyor...

Neticesinde kalp kırıklığı kaderdir, şanstır, olacağı varmışlıktır, olmayacağı varmışlıktır, zaman mekan uyumsuzluğudur, bişeydir...

“Oysa en derin kırıklar iki tarafında karşılıklı sevdiği ama yine de kırılmış öykülerdir…”


EA.