Hürriyet

Bumerang - Yazarkafe

15 Haziran 2015 Pazartesi

SAYIN İDARECİ;



İnsanları idare etmek…
Çok uzun sure sürdürülmemesi gereken bir durumdur, aksi takdirde idare edeni fena gerebilir…
Sizi sizden alıp başka birine dönüştürülebilir… İnsanlara sevgiyle, dostlukla, yakınlıkla verdiğiniz haklar gün gelir onların normali haline gelip sizi duvara sıkıştırabilir…
Ve bazen dünyanın en zor işidir. Çeşitli karakterdeki insanları bir arada tutan tek şey sizsinizdir ve zıt kutuplardaki insanlar mutlaka ki yaşamınızda bir araya gelirler. Çıkacak olan çatışmaları engellemek veya minimum düzeye getirmek oldukça zordur. Çünkü hayatınızın farklı alanlarını paylaştığınız insanların hiç birinden vazgeçmek istemezsiniz. Ne yardan ne serden düşüncesiyle var olduğunuz ortamda dengeyi kurmaya çalışmak, bunu yaparken kalp kırmamaya çalışmak ve tüm bunları yaparken gönülleri de hoş tutmak istemek bir ipte birkaç canbaz oynatmaktan farksız hale gelir. Ve tecrübeyle sabittir ki birileri mutlaka kırılır. Ya da siz mutlaka kırılırsınız…
İş yerinde çalışma arkadaşlarını, patronunu, patronsan en verimli ve para kazandıran çalışanını idare edersin… Bir derece doğrudur, anlarım. Ki bu bile bir gün elinde patlar…
Ancak özelinde beraber olduğun kişileri idare etmekle geçiyorsa ya da geçmişse hayatın eyvah! Eyvah ki ne eyvah…
Hele bir de sen “sana bir şey olmaz” karaktersen… Of of… Yemede yanında yat…
Ben huysuzum… Bir daha yazayım “ben huysuzum”
Bence değilim; toplu egolara karşı duyduğum şaşkınlık ve bundan kaynaklanan bir ayak direme benimkisi… Bence ortada çok fazla kendini bilmezlik var…
Çünkü kimsenin “haddini” bilmediği ve bunu dile getirdiğimde “öfkelendiği” bir dünyada yaşıyorum…
Kendi adıma konuşayım belki sizin dünyanızda herkesler haddini biliyordur… Ne bileyim mesele yaşadığınız ülkeyi idare edenler ülkeyi soymuyordur, yalancı değildir… İş hayatınızda en yakın olacağınız insanlarla sürekli rekabet içinde değilsinizdir. Sosyal ortamınızda bir kardeşlik, dostluk havası esiyordur herkes samimi, içten ve birbirine destektir… Çoğunuz şikâyet etmediğinize göre öyledir… Yoksa ben deli miyim? Dün yazdım yarında yazarım ben “idare eden” insan sevmiyorum…
Ben söyleyebilen insanları seviyorum, saygı duyuyorum… “Aman şimdi bişi diyecem aram bozulacak” diye düşünüp insanları sevmedikleri halde canım, cicim diyen sonra başka ortamda konuşan insanları çok tehlikeli buluyorum. Varsa bir sıkıntın söylersin… Bunu yazdığımda bana yapılıyor gibi geliyor insanlara... Elbette bana da yapılıyor da, bunu size yapan insanlarla da konuştuğum oluyor... aSize canım deyip arkanızdan gelip bana sizin hakkınızda konuşan biri olduğunda ben biliyorum ki aynısını benim içinde yapıyor ve aslında bir çoğunuz içinde buna tepki duyuyorum ama ilginçtir ki hayatımda çoğu kez başıma gelmiştir... Ben iki insanın birbiri hakkında ettiği bir sürü hadsiz lafı dinlemişimdir, öfkelenip tepki koymuşumdur... Sonra onlar sarmaş dolaş aynı ufka yol almışlardır... Boşanma sebebim bile budur neticesinde...
İnsanların şartlarla birlikte değişimlerini anlayamadığım gibi insani anlamda bu çekincelerini de anlamıyorum… 14 yaşımdaki lise arkadaşıma nasıl bir karakterim vardı diye sorsam doğrusu yanlışıyla buna çok yakın bir şeyler söyler… Hatta ilkokul arkadaşlarım haksızlığa dayanamazdın kavga ederdin diyebilirler… Ederdim hala da ederim… Ama bilirler nerede duracağımı… Kim olduğumu, beş yüzüm yoktur… Her durumda farklı oynayan yanlarım yoktur. Haliyle buna benzer bir beklentim var çaresizce…
Çaresizce diyorum çünkü hiç umudum yok…
Bir süredir “idare etmemeye” kararlı yaşıyorum ben hayatı… Çünkü idare etmeye başladığında sonu gelmiyor… Sosyal insan olmanın şartı haline gelen "mış" gibi yapma halini redediyorum... Ama bazen şartlar zorluyor…
Demem o ki; eğer hayatımda iseniz ve ben size “bana bunu yapma” sinyali veriyorsam duyun güzel kardeşim… Bak ben Feyzbuku sosyal aydınlanma aracı olarak kullanıyorum… Ben seni aydınlatmadan sen aydınlan istiyorum… Çok mu tehditkâr oldu… Ayıp bişi olmuş…
Çiçekler böcekler huysuz emineler… Pazartesiler filanlar… Mutluluklar kelebekler…
Ben baştan diyeyim…
Netice de ne demiş Hoca Nasreddin; çeşmeye giderken dövmezsen testiyi kırar geçer insanlar…