Hürriyet

Bumerang - Yazarkafe

3 Mayıs 2015 Pazar

BEN BİLMEM BEYİM BİLİR!



"adama âlemi nasıl bilirsin diye sormuşlar, o da kendim gibi demiş"

Ne de manalı, ne de anlamlı bir söz yumağı… Kişi kendini bilmek gibi irfan olamaz ile de tamamlarsak yeme de yanında yat olur kanımca… Hatta doğrusunu yazalım hazır sırası gelmişken;

“çeşm-i insaf gibi kâmile mizan olmaz
kişi noksanın bilmek gibi irfan olmaz”

Kişinin kendisine ve çevresine yönelik hâkimiyetinin sınırlarını bilmesidir bir anlamda...

Güzel bi söz vardı, kim söylemiş bilmiyorum:
"insanlar kendilerini yapabileceklerini düşündükleriyle, başkaları ise onları yaptıklarıyla değerlendirir"...
Ben şöyleyim, ben böyleyim, ben bunu yaparım, bunu ederim demek kendiniz hakkındaki gerçekleri yansıtmaz... Sizin kendiniz hakkındaki fikirlerinizi aktarır maalesef…

Objektif bir değerlendirme için bir dosta gidip: "hocam ben şöyle böyle bişeyler yapmaya karar verdim, süper olacak" deyin. Alacağınız cevap sizin gerçekte ne olduğunuzun ve sınırlarınızın ifadesi olacaktır. Tabii burada mesele bu samimiyet ve dürüstlükte bir “dosta” sahip olmak ve sizin bu söyleneni kabullenecek olgunluğa erişmiş olmanızdır.

Eğer ki bir gün bunu birilerine değilde kendi kendinize sormayı ve cevaplamayı öğrenirseniz "kendini bilmek" gibi bir "irfan’a sahip olmaya başlamışsınızdır...

Ama yaygın olarak gördüğüm şudur ki; herkes “başkasını biliyor”; hatta inanılmaz biliyor…
Herkes başkasının kusurlarını görüyor…

Bektâşî, Mevlevî’ye sormuş:

- Sizin hırkanızın yenleri neden bu kadar geniş olur? Mevlevî:

- Başkasında gördüğümüz kusurları gizlemek için” diye cevap vermiş ve:

- Ya sizin hırkalarınızın yenleri niye bu kadar dar olur?  diye sormuş. Bektaşi de:

- Biz kimsede kusur görmeyiz de diye cevap vermiş…

Onun için “kusur görenindir”… Bu karşınızdakinin kusursuz olmasından değil sizin başkalarının kusurlarıyla uğraşıp durarak daha büyük bir kusur işliyor olmanızdandır.

Öyle insanlar tanıyorum ki; her güzel şeyi bozacak kadar çok fesatları vardır yüreklerinde…
Bitmeyen eleştirileri, sürüp giden memnuniyetsizlikleri, bir oda dolusu insana yetecek kadar sevgisizlikleri vardır.  Ama onlara sorsan hep onlar haklıdırlar… Onların hakları yenmiştir, onlara haksızlık yapılmıştır, onlar doğrudurlar, dünya eğridir… Şikâyetleri hiç bitmez… Kendilerinden yana olmayan, onlarla aynı düşünmeyen herkesi yanlış olmakla suçlarlar…

Geçer karşısına seyir ederim bazen olan bitenin… Hakla hukukun birbirine geçtiği anları izlerim…
Her seferinde aklım acır insanın kendini her konuda sonsuz haklı buluşuna…

Sen yapmaz mısın diyenlere cevabım var elbette; bazen gözüm kapanır benim de… Kendimi sonsuz haklı zannederim ama kendi kendime kaldığımda bilirim aslında yediğim haltı… Kendimden kaçamam… Oysa her koşulda kendini sonuna dek haklı bulan çok zararlı insanlar tanıyorum… Bazı durumlarda, hatta genelde etraflarını bu konuda ikna etmeyi başardıkları insanları topladıkları için zararları bazen kendilerini aşar.  Zamanında önlem alınmazsa yakar, yıkar geçerler… Kendini eleştirebilme yeteneğine sahip değildirler... Empati kuramazlar, yaptıklarından ders çıkaramazlar…
Kendi hatalarından başkalarını sorumlu tutarlar… Birçoğu sürekli çevresindekilere karşı agresiftirler, çok profesyonelleri konunun farkındadırlar hep güler yüzlü olumlu ve yapıcı görünümlü olurlar… Kendine yalan söyleyip, inanma kabiliyetleri acayip yüksektir.

Hitler’de davasında haklıydı… “Kendine göre”… Bir de gaz odalarında ölenlere sormak lazım bu haklılığı…

Ezcümle;
 "BENİM DOĞRUM YANLIŞ OLMA OLASILIĞI OLAN BİR DOĞRUDUR; SENİN YANLIŞINSA DOĞRU OLMA OLASILIĞI OLAN YANLIŞTIR"

Sorgulayın… Kendinizi, yaşamı, söylenenleri… Başkalarını suçlamadan bir nefes düşünün…

Ya da iyisimi bi açılın gökyüzümü daraltıyorsunuz …
Ayrıca ben bilmem beyim bilir...