Hürriyet

Bumerang - Yazarkafe

19 Nisan 2015 Pazar

"GURU" GÜRÜLTÜ



İnternet bu derece yaygınlaştığından kelli yeni bir iş alanı doğdu… Sosyal medya uzmanları ve şirketlere sosyal medya takibi verenler…
Konu buradan gidecek ama ben buraya nereden geldiğimi önce bir beyan edeyim…
Yıllardır bu ülkede en bedavadan yapılan üç iş kolu vardır…
1.  Sigortacılık 2. Halkla İlişkiler 3. Pazarlamacılık

Ben Halkla İlişkiler ve Gazetecilik Bölümü mezunuyum… Şimdilerde ayrı ayrı bölümler bu ikisi… Önce gazetecilik yaptım sonra işletmecilik, halkla ilişkiler…
Kendi iş hayatımı parlak bir kariyer olarak tarif edemem. Önce gazetecilik yapmaya başladım. Çok keyifliydi, ancak işin içinin bambaşka olduğunu gördüm kısa sürede… Siz canavar gibi işe saldırırken, falancanın kızı, bilmemnenin oğlu, çok havalı genç bir hanım kız, küt diye sizin olacağınız yere konuluveriyor… Bir bakmışsınız siz bir büyüğünüzün yanında işi öğrenmeye çalışırken birisi birden köşe yazısı yazmaya başlamış… Bir akşam üzeri pasaportta gazetecilikten bir anda SITKIMIN SIYRILMASI bundandır…
O gün ticaret yapmaya karar vermiştim… Çünkü tüm idealist yanlarım acımıştı bir anda… 13 yaşından itibaren gazeteci olmak isteyen ben, aslında en ulvi görünen işin bile “ticaret” olduğunu 19 yaşında anlamış olmuştum böylece…

Bedava namaz kıldıran hocanın bile olmadığını düşünürsek, işin özü “paradır” demek yanlış olmaz…

Bazıları yaptıkları işe şirin pembe kılıflar giydirseler de, yapılan her işin sebebi “maddi kazanımdır”

Memlekette işsiz kalan bir çok kadının yapacağı işler sigortacılık ve halkla ilişkiler haline dönüştüğünde, benim iyice sıtkım sıyrılmıştı bu işten…
Yazının tam burasında işlerini hakkıyla yapan tüm insanları bu yazıdan muaf tutuyorum… Çok başarılı sigortacı kardeşlerim, halkla ilişkiler yapan dostlarım var… Ama onlarda zaten bunca emekle yaptıkları işlerin donanım, çevre, sosyallik gerektiren, insanla birebir ilişkili olduğunuz, ömür törpüsü işlerinin iki mini etekli abla ile kişisel pazarlamaya dönmesinden benim kadar şikâyetçiler…

Zaman içinde bu işlerde mini etek, özel sohbetin ticaret için yetmediğini anlayan abiler, paralarını doğru yere yatırmaya başladılar kanısındayım ancak her dönem işin tadını kaçıran firmalar ve kişiler oldu, oluyor, olacak elbette…

Son dönemin en geyik iki işi kanımca sosyal medya uzmanlığı ve kişisel gelişim uzmanlığı… Görünen o ki sigortacılık, halkla ilişkiler ve pazarlama yerini biraz daha havalı isimli bu işlere bıraktılar...

Önce sosyal medyacılar yazıdan nasiplensin;  herkes bu işi yapabiliyor artık… Her firma bu işte uzman… Zaten işin ölçülebilir bir terazisi yok… Var gibi görülse de, yok… Kimle oturup konuşsanız masadan “evet ya haklı” diye kalkmanız mümkün… Birisi aynı işi 1000 TL ye yapıyor diğeri 300 TL ye…  İşin ayrıntılarını anlatamayacağım ama bilenbilir bir sürü ayrıntısı vardır.  Ve en zor yanı kuafördeki abimiz bile bu işi bildiğinden, çalıştığınız insanlara kalkıp “abi bak birinden duydum şuraya giriyorsun tıklanman şu kadar artıyor” der ve siz bir anda kendinizi karşınızdaki müşterinize bir saat bunun bir tevatür olduğunu anlatmaya çalışırken bulursunuz… Aylarca emekle oluşturmaya çalıştığınız her şey yalan olur…
Halkla ilişkilerdeki gibi, burada da sorun sizin okuyup eğitimini aldığınız şeyi herkesin uzmanlık derecesinde biliyor olmasıdır.
Bu şartlar dâhilinde bir gün, bir mahkemeye çıkıp avukatlık yapmak istemem doğaldır. Benimle aynı okulda okuyanlar bilir epeyce Hukuk okumuşluğumuz vardır…

Ama kanaatim odur ki… “Kişisel Gelişim Uzmanlığı” tüm bu mesleklerdeki yozlaşmışlığa dört takla attırır.  
Bir rastlantı mıdır bilmem, kendi kişisel gelişimini tamamlamamış bir sürü insan bu konuda “uzman”dır…
Amerika bu işin ticaretinin kraliyetidir. Tanrı gibidirler. Yazdıkları kitaplar işe yarar mı bilmem, ama içlerinde hiçbir bilgi olmamasına rağmen, hep bestseller olurlar.
Şahsi olarak kişisel gelişimle çok alakam yoktur. Yani, bildiğimiz anlamında kişisel gelişimle uğraşıp "gelişeyim" diye çalışmam. Yani birbilenin çıkıp evrene yollamanızı söylediği mesajlarla çok da ilgilenmiyorum… Yoksa kişisel gelişimin aslen kendisiyle epey alakam var. Okuya okuya gözleri 3.75 yaptım. Öyle 'insan nasıl olmalı' şekliyle kitaplarıda sevmiyorum. Bunun tek bir kalıbı yok, bu bir kitaptan veya bir vecizeden öğrenebileceğin bir şey değil zaten.
Tüm bilgiler insanın ve insanlığın gelişimi içindir.
Kanımca en az sosyal medya uzmanları kadar tırt bir işe sahip olan kişilerdir “kişisel gelişim uzmanları”. Bir de bunların atraksiyon sevdalısı olanları var ki evlerden ırak. Saçma rol çalışmaları ve ortak akıl çalışmaları yaptırır dururlar.  Birkaç kez arkadaş zoruyla katılıp kendimi balkondan atmak istemişliğim vardır… "hayde brain storm yapıyoruz" "kök sorun analizi yapıyoruuzz evet evet obareyy" "tekrar grup yapıyoruzz sayın katılımcılar, çember oluşturun haydiii heeyyooooo" minvalinde atraksiyonlardan sonra salonun bir köşesinde usulca kendimi boğmak istemiştim sıkıntıdan, o derece.
Hiçbir işin ehline laf etmeyeceğim gibi bu işin ehlinede laf etmem elbette…
Ancak işin bileni kadar 2-3 seminerle “uzman” olan zevzekleri de olduğu muhakkaktır.
Oldukça karizmatik bir ismi olmasına rağmen, pratikte hiçbir işe yaramayan meslek grubunun çalışanlarıdır çoğu. Bunların seminerlerine katılırsınız, size dünyanın sizin etrafınızda döndüğünden, isterseniz başaramayacağınız hiçbir şey olmadığından filan bahsederler. En temel çıkış noktaları kişinin kendine olan inancıyla alakalıdır. Sizi en zayıf yerinizden vururlar. ''vay be ben neymişim'' modunda dolanırsınız. Sonra seminer biter, gerçek dünyaya dönersiniz. İşler hiç de öyle seminerde anlatıldığı gibi yürümüyordur. Bu uzmanlar için, modern zamanların birey odaklı para kazandırma rehberi diyebilirim kısaca.
Neticede insana dibe vurmuşluğunun sosyal konumundan ötürü değil, tercihlerinden dolayı olduğu yalanını aşılamaya çalışan kapitalist bencillik sanatıdır.

En yakın arkadaş epeyce süre bir kişisel gelişim firmasında (!)çalıştı…
Hala gidip o kişisel gelişimci ablayı dövmek istiyorum buda benim “kişisel gelişememiş” yanım…

İnsana insan gibi davranmayan, kişinin özlük haklarını yiyen, her fırsatta kendini yaptığı işle önemli kılan, insan sevmeyen,  yalan söyleyebilen, hırslı, kompleksli ve bel altı hakaret edebilecek kadar ruhu cahil bir ablaya o kadar insanın ne öğrenmeye gittiğini şahsen merak ediyorum…
Çok mu salağız… Yoksa çok mu çaresiziz bilmiyorum…

Ama o ablanın kendi kişisel gelişimini tamamlamadan başka birine faydası olacağına beni inandırmak mümkün değil… Yanında sigorta yaptırmadan insan çalıştıran, konuşurken insan aşağılayıp, insanın gözüne bakmayan / bakamayan bir insan bu işi yapamaz…
Ve maalesef o tek değil… O ve onun gibilerin varlığı bu işi ve birçok işi gerçek eğitimlerle yapan, emek sarf eden insanları işinden ediyor… Saygınlığını azaltıyor. Sapla samanın karışmasına neden oluyor.

Kişisel gelişim; aktif farkındalığın içe dönüş ile başladığı, farkında olan veya olmayan herkesin "hayatı" boyunca üzerinde yürüdüğü yoldur.  Ve buna rehberlik edecek kişilerin özgün, ergin, yetkin olması gerekir. Kendi hırslarını durduramayan, egosuna hâkim olamayan, henüz kendi bazında işi çözememiş insanın kendi dâhil kimseye faydası olmaz… Tüccarların eline düştüğünden beridir sadece birilerinin cebini dolduran modern akımlardan biridir benim için. Kökeni batıni inançlara dayanmasına rağmen günümüzde sadece modadır…

Pazar sabahı nereden aklıma geldiyse tüm bunlar…
Bunun yerine birine laf sokacağım bir veciz söz yazsam daha kolay olurdu…
Yada kalkıp kahvaltı etsem…
Yada üstünde;
“pişmişin halinden hiç anlar mı ham…
Sözü kısa kesmek lazım vesselam” yazan bir manzara fotoğrafı paylaşsam daha etkili olurdu muhtemelen…

O halde bir vecizle bitirelim yazıyı…

"kibir nedir? Kendisinden habersiz, kendini bilmeyen insanın durumudur. Tıpkı güneşten haberi olmayan buzun kendini bir şey zannetmesi gibi."

"Guru" gürültü yapmayın derim...

İyi pazarlar…