14 Aralık 2016 Çarşamba

BENİM KANATLARIM VAR RUHUMDA...



Eleştiri ile hakaret arasındaki fark -haklı ya da haksız olsun- söylenme nedenidir...

Haklı ya da haksız eleştiri vardır ama haklı hakaret yoktur; hakarette amaç can acıtmak, öfkeyi boşaltmaktır... göreli olarak (sizin açınızdan) büyüklüğü, egonuzun büyüklüğü veya aşağılık kompleksinizin derinliğiyle doğru orantılıdır...

Odamıza girmiş bir sineğin vızıltısı, huzurumuza ve keyfimize yapılmış bir hakaret değildir mesela... Ve hakaret çoğu kez "eleştiri" maskesiyle kasıtlı olarak kamufle edilen eylemdir...

Bazen ise hakaret şiddetin türevidir... aynı dozu kaçmış eleştiri gibi..."hınç ve öfkeyi bile deforme eden, yüreği lekeleyen" bir şeydir...

Maharet değildir....
Cesaret gösterisi değildir....
Savunma değildir.....
Hak değildir.....
Haklılık değildir.....
Ama bazen hakaret ya da "eleştiri" kanat olur.
Sende yarattığı dalgayı arkana almayı becerebilirsen...

Ama bazen unutulmaz çünkü insan onurunun bir ortamdan başka bir ortama yol almasına sebeb verir...

Beni motive eden tüm hakaretleri hatırlamam ve onların bana açtıkları yeni yollarda o hakaretleri edebilen insanları yaşamından uzak tutarak yaşamam bundandır

"BENİM DİNİM VİCDANIMDIR"



Kısa cümleler kurmak lazım... Lafın tamamı aptala söylenir...

Vicdanınız, bencilliğinizin samimiyet derecesidir. Onu iyi dinleyiniz.

insanlar tuhaftır. kötü bir şey yapmakta olduklarını hissedecek olurlarsa, mutlaka en evvel vicdanlarını susturacak bir sebep bulurlar...

Yani demem o ki... uzun yazmayayım... Bazılarımız çok kötü insanlarız...

Öyle olmasa bu kadar fesat, bu kadar yalan, bu kadar hırs, bu kadar ego olmazdı...
Bu yaşam seçimlerimizden ibaret...
O nedenle yanında durduğunuz, destek olduğunuz insanları iyi seçin...

Kötü insanları kendi çıkarlarınız için seçtiğinizde bu yaşamdaki var olma sebebinizden uzaklaşıyorsunuz...

Ama tabii şöyle de bir gerçek var...

BANA DOSTUNU SÖYLE SANA KİM OLDUĞUNU SÖYLEYEYİM...

Dedim ya bazılarımız çok kötü insanlarız ne kıymet biliyoruz ne değer...
Kısa cümleler kurmak lazım...
Boş işlerle uğraşıp, yalakalık yapmak lazım...

Ben yapmıyacam o başka...

Yakın dostlar bilir ben sevmem "güçlü kadın" lafını...

Çünkü hangi kadına sorsan "güçlü kadın"dır... Neler yaşamıştır... Nelere katlanmıştır/ katlanmaktadır...

Kadına dair "erkek kötüdür, kadın harika" yazmadığım sürece daha çok kişi beni silip süpürecek biliyorum ama ben kadının kendine biçtiği ve bazen içi boş sıfatları sevmiyorum...

Yani bir savaşın ortasında eşi, evladı ölürken nereden bulduğunu bilmediğim bir güçle yaşayabilen, yokluğun ortasında evlat yetiştiren kadınlardan hiç duymadım ben bu "ben güçlü kadınım" argümanını...Belki de ondandır sevmemem..

Benim karşıma geçip ben güçlüyüm diyenler, orada burada güçlü kadın taklidi yapanları sevmiyorum aslında...
Düşünün abla tüm mal varlığını, işini birlikte olduğu abi ve amcalardan edinmiş ortamlarda güçlü kadın diye dolaşıyor... Bizim köyde ona güç denilmediğinden ben tabii anlamıyorum bu durumu... Yani modern ortamların "güçlüyüm ben " diye gezinen ablalarının çoğu tırt benim gözümde... Ama benim gözüm çok da gerçekleri görmüyor olmalı ki bu ablaların bir çoğu yaşamda çok ciddi izzet ikram görüyorlar yetenekleri oranında...
Ya da ne bileyim öyle çok ağlak kadın tanıyorum ki... Hiç bir gerçek derdi olmadan vıyaklayan... Ve üstüne ilgi toplamaya çalışan..
Ağır mı oldu?
Valla çok ekşi kadın var... Kekremiş... Ondandır yazmam...
Erkeğe dair bir yazı değil bu yani buradan çıkan sonuç adamlar ne de iyi filan olmasın lütfen... Çok cılız yürekli adam var elbette... kadının onda biri etmeyen...

Güçlü kadın yok mu? Var; hayata karşı dirençli olmak zorunda kalan tüm insanlar gibi kadın insanlarda var elbette...

Ayrıca "gerçekten güçlü" olmak yani bunun bir "ay beni biri korusun, lütfen" olan hani değil, gerçeği zordur...

Yaşamda kadın ya da erkek samimi,komplekssiz,dublör kullanmak zorunda olmayan bir insan olmak çok zaten... Bir de işlem kapasitesi düşük bir insan değilseniz vay halinize...

Kadın neye karşı güçlüdür önemli olan bu...
Bazı kadın küçücük yaşında ampuller değiştirir, çiviler çakar, duvarlar boyar ihtiyacı yoktur kimsenin merdivenlerine... boyu yetmese de kendi uzanır yükseklere kimsenin omzuna basmaz etrafta üstüne basılacak bir sandalye vardır elbette... sokağa çıkar para kazanır...para kazanmak için hiç bir adama cilve yapmaz... çok aşık olur, çok aldatılır, çok üzülür ama devam eder... bazı kadın kendi çocuğunu kendi doğurur... seçim değil koşuldur bazen yaşam... bazen güçlü olmak değil güçsüz olmak en büyük egodur... "yapamam" dersin birileri yapar... ama bazısı için bu seçenek yoktur...aklına gelmez bu yükü sen taşı demek başkasına... ne kadar şiddet varsa o kadar güç vardır... ağırlık kaldırmadan kas oluşmaz...

Havaya baktığınızda yağmuru, karı, güneşi ve rüzgarı tahmin ediyorsanız dokunduğunuz her bitkiyi tanımaya çalışıyor, ağaçların meyve verip vermeyeceğini, hayvanın gözünden ne istediğini anlamaya çalışıyorsanız. Bütün insanların nasıl düşündüğünü ve ne yaptığını umursamadan dost olabiliyorsanız....Herkes için sofranızda yer ve misafir edebileceğiniz bir yatağınız varsa... İnsana dair hiçbir korku yoksa içinizde, hiç olmamışsa.... Ölümler, savaşlar, darbeler, ekonomik sorunlar, parasızlık, kavgalar hiçbiri hayatınızın merkezinde değilse...Hayat varsa, insan varsa, evlat varsa ...
kırılmaz, incinmez değilseniz... Yeterince güçlü olursunuz...

Hiçbir baba, baba da olmak zorunda kalan bir anne kadar baba olamamıştır belki de...

Zamanımız yok, kendimize bile... Korunaklı olmak adına bol korku-bol ön yargıdan ve arkasına saklandığımız kimliklerimizden güç alıyorsak, ne kadar güçlü olduğumuzu sadece isimlerimizin önündeki sıfatlar ve sahip olduklarımız anlatıyorsa, güç nasıl tanımlanabilir?

Güç kandıralamamaktır... / güç olan kanamamaktır...

Bazı kadın kırılır, incinir... Ve gücünü de işte tam bu aşamadan sonra, yani yarasını sarmak için kullanır.
Gücünü kalbinden alan kadındır güçlü kadın belki de...
Bu yüzdendir ki güçlü olduğu kadar kırılgan kadındır.
Bunu pek çok kimsenin bilmediği kadındır...
Kadındır işte...
Acılardan geçip bilgeleştiği düşünülen kadınlar... Her acıda yeni bir parçaya ayrılan kadınlardır çoğu kez...

O nedenle ben sevmem "güçlü kadın" lafını söylenme sebebi asla takdir değilde içinde "kıskançlık, hakaret" var gibi gelir...
Bu yazının muhatabı tatlı su kurnazlarıdır..

Bir kadının varsaydığınız gücünden korkuyorsanız...

Varsayamadıklarınızı bir düşünün derim...

DEV AYNASI



Aslında devler için üretilmiş aynadır :)

Dev aynası insanların kendilerini büyük görmelerini sağlayan ve Türk insanının en kötü sendromu olan aynadır. Eğer bir kişi kendini dev aynasında görüyorsa, aslında küçük olan varlığına büyük anlamlar katmaya çalışan bir kişiden başkası değildir.

Ama bu aynayla hasmınızın gözüne ışık tuttuğunuz taktirde artık hasmınız diye birşey kalmayacaktır... Dev gibi yansımayla yanar insan maazallah...

Kendini dev aynasında seyretmek aynaya baktığın zaman 'olay budur işte abi' demektir.

Kendini dev aynasında görmek bir psikolojik rahatsızlıktır... Kendini çok fena beğenmektir... Evlerden dışarı... Kendini beğenmişliktir...

Ve genelde kendini sevmek ile karıştırılır.

Kendini beğenen insan kendinden başka hiç kimsenin duygusuna, düşüncesine, isteklerine bakmaz, önemsemez. Ben yaptım mı olur, Allah'ım ne de güzelim filan demektir... Kendini beğenmek ego ile ilgilidir ve ilkel bir duygudur. Tedavi edilmesi ya da törpülenmesi gerekir. Aşırısı el alemi güldürürken sizi hasta eder...

Kendini sevmek ise kendini olduğun gibi kabul etmek, kusurlarınla, hatalarınla mutlu olabilmek demektir. Kendini seven insan çevresine karşı da duyarlı olur, empati yeteneği gelişmiştir, yargılamaz kişileri öyle kolay kolay. huzurludur, hayattan olabildiği kadar keyif almaya çalışır.

Yani ben kendini sevsen seni sevecem belki... ama sen kendini beğeniyorsun ya çok ondan sevemiyorum ben seni...

Nasıl bir dev aynasıdır o yarabbi


5 Eylül 2016 08:57

İT ÜRÜR KERVAN YÜRÜR...



Kökeni Kumuk Türklerine kadar dayanan, orjinali "it haplar, kerivan geçer" olan çok güzel bir Türk atasözüdür. Yazılı kayıtlarda ilk kez 1600'lerin başlarında Muhammed Seybani Han'in divan adlı eserinde yer almıştır.

Benim için bu cümle hayatımın çok erken yaşlarında babamın kitaplığında bir kitap olarak girdi hayatıma... Nazım Hikmet adıyla basılmış bir yayınıydı... (İlk basımı 1936'da babamın doğduğu yıl, Orhan Selim adıyladır)

Çok küçüktüm okuduğumda... Her ne kadar kitaplığın bunları şimdi okuyamazsın diye bir bölümü varsa da ben oradan kitap okumaya bayılırdım.. Bazılarını doğru anlayabilmek için sonraları yetişkin kafamla bir daha okudum...

Yani bu cümle tüm hayatım boyunca hep kulağımda olan bir cümledir...
Önceleri "it çoğalsa da kervan yürüyor" sanıyordum anlamını... Sonra da "it ulusa da kervan yürür" olduğunu öğrendim...
Sonra bazen bu cümleyi şunun yerine koydum...
"bir işin yapılmasını çekemeyenler yaygara koparsa da iş yolunda gider."
O nedenle yaptıklarıma kim ne derse desin doğru bildiğim yolda ilerledim...

Ama gerçek yaşama bakıldığında şöyle de bir gerçek vardır...

Diyelim mahallenizde, sokağınızda hatta ortamınızda bazı tipler vardır. Siz kendi başınıza yaşamak istersiniz, sevdiklerinizle parkta bahçede oynarsınız filan. Sonra bu tipler gelir siz onların farkında bile olmazsınız, kaldırır size taş filan atarlar. Şimdi bunu adamdan sayıp sen de taş atsan attığın taşa yazık.
Atmazsan bunlar durmaz bir türlü. Durur durur bulaşır yağlı kara gibi. Gene taş atar. İt gibi ürür ürür dururlar.

Yapılması en doğru hareket kervanı devam ettirip bunları yok saymaktır.
İşte zurnanın zart dediği yer burasıdır.
Bu itleri yok saydın mı bu sefer toplar it sürüsünü dalaşmaya başlarlar bunlar...
Bozacının şahidi şıracı hesabı birbirlerinin yalayıcılıklarını yaparak sürü sepet saldırırlar.

Haa akıllı insan napar... Bunları kaale almaz. Bırakır havlayan havlasın. Çemkiren çemkirsin.
Ehh itin ağzı torba değil ki büzesin. Eğer illa havlayacaksa susturamazsın.
Bu saatten sonra it'çe öğrenecek değilsin.

Doğrusu sen yoluna devam eder gidersin. Hani doğru söze ne denir.
Kervanı yürütmek adına...

İtin değilse bile sahibinin hatırına...
"İte dalaşmaktansa, çalıya dolaşmayı" yeğlersin.

Ancak ve lakin haddini aşıp insanların sinirleriyle oynamak çok da doğru değildir...
Kervanı götüren insanın sonunda sıkılırsa, maazallah canına tak ederse, ay bana bişi mi olur, ay etrafa rezil olur muyum, bu it benim etimi kapar mı demez?
Canına tak edilen kervancı hesabını gayet efendice uygular. Kervancıyı çok da zorlamamak lazım...
İşte o nedenle...

Yine de varsa bir imkan kendi çıkarını düşünmeyip, adam sendecilik yapmayıp, bana dokunmayan yılan bin yaşasın demeyip ulumasına izin vermemek lazım... Kendi kervanını yürütmek için it'le aynı hamamda yıkanmamak lazım...

"yiğit ölür san yürür
dalda su damarda kan yürür
inandığın yolda engel tanıma
it ürür kervan yürür"


6 Nisan 2016 Çarşamba

BİAT ETMEK......



Biat etmek…

Arapça almak-satmak anlamındaki "bey" kökünden gelir. Tarikat erkânında müridin iradesini kendi isteğiyle mürşidine satması, benlik ve iradeden vazgeçmesi, mürşidin de bunu alması anlamında kullanılır.

Sosyal toplumda ederken fark etmediğiniz, ediyorsun denildiğinde birçoğunuzun sinirlendiği şeydir… Çünkü bizimki gibi arada kalmış toplumlarda Allahına kadar vardır, sonuna kadar reddedilir… Hep birileri biat ediyordur ama siz değilsinizdir…

Burası bir biat kültürü… O nedenle birçoğunuz farkında bile olmadan birilerine biat ediyorsunuz…

Biat etmek saygı duyup fikirlerine katılmaktan ve taraf olmaktan başka bir şeydir. Biat ettiğinizde sizin fikriniz yoktur. Siz artık başka birinin fikrinin ifadesi olursunuz. Ben bu fikri çok beğendim bundan sonra bende aynı fikirdeyim diye düşünmekten farklıdır bu canını yediğim “biat”… Tam burada “manipülasyon” diyeceğim ki konu net anlaşılsın… Ne zaman ve neden biriyle aynı fikirde olduğunuzu anlamadan onun sözünü dinler ve her dediğini yapar olduğunuzu bilemiyorsanız birine “biat” eder durumdasınızdır muhtemelen…

Benim çevrem gibi okumuş yazmış insanların çoğunlukta olduğu yerlerde en büyük sıkıntı, “biat” edenin aymaz egosu ile “biat” ettiğini kabul etmediği için kendi fikriymişçesine ballandıra ballandıra fikir beyan etmesidir.

“biat etmek” birinin egemenliğini tanımak, kabul etmektir… Ve düşünce tembelliğinden kaynaklı toplumsal bir hastalıktır bu ülkede…

Aşırı saygıdan kaynaklanır ilk başta ardından da mahalle baskısından… Mahalle bazen arkadaş ortamı, bazen koca bir %50, bazen ait olduğunuzu düşündüğünüz gruplar, birlikler, derneklerdir… Toplum çoğu zaman her kesiminde sizi birine ve bir şeylere “biat” etmeğe zorlar… Bu sanıldığı gibi sadece bir alt eğitim sorunu değildir. Orada sebebi inanç kaynaklıdır, okumuş maddi durumu iyi olanda ise çıkar kaynaklıdır.

Özelikle bizim coğrafyamızda “biat kültürü” çok hâkimdir… Çocuklar babaya biat eder, baba aile büyüğüne, aile büyüğü o yörenin ağasına, o da o ülkenin emir sahibine biat ediyor. Çocuğun emir sahibine biat etmiyorum demesi, yöre ağasına karşı çıkmak, aile büyüğüne karşı çıkmak ve dolayısı ile babasına ailesine karşı çıkmak anlamına geldiği için sağlam bir emir komuta zinciri oluşuyor.

Bu kültürde birey yerine lider, özgür düşünce yerine itaat, eleştiri yerine kabul hâkimdir. Bazı toplumların genine işlemiştir. Kendisine hizmet etmek için seçtiği insan karşısında birey, kendi insanlığını unutur, kademe kademe köleleşir. En sonunda yaşadığı toplumun normu haline gelir bu hastalıklı ilişki.

Bence emir sahibine sorgusuz sualsiz biat kültürü, Ortadoğu ve İslam toplumlarının uluslarası rekabette kaybetmelerini sebep olan şeydir.

Sağdan soldan bağımsız, 'lider kültürü' olan tüm organizasyonlarda görülebilecek bir durumdur bu. Lider ne diyorsa o olur. Muhalefet gruptan uzaklaştırılır. Liderleri ağızlarına işese zem zem suyu niyetine içip itiraz etmeyecek olan şahısların yaşam tarzıdır biat etmek.

Elbette yaşam içinde “lider” tek değildir… Biat etmenizi bekleyen “liderlerle” dolu bir hayattır bu… Lider kendilerine biat edenler içinden en kul köle olanı yardakçısı seçip devam ettirirler bu biat kültürünü…

Biat kültürünü "saygı" adı altında normalleştirerek hatta yücelterek hayatımıza sokarlar… Fikir beyanı liderin liderliğini sarsacağı için en demokrat lider bile kendine biat etmeyenden haz etmez… Ve sizi saygısızlıkla suçlarlar… Hatta dışlamakla, yolunuzu kesmekle, işinizi bitirmekle tehdit ederler… Biat kültürü nedir? Sen kendinden büyüğüne karşı özgüvenli olamazsın. Büyüğüne karşı daima hafif ezik durmak zorundasın. Özgüvenli olursan saygısız olursun. O sana saçma sapan espriler yapar sen gülmek zorundasındır. Zekânı saklaman gerekir ki bu biat kültüründe sana biat edilene kadar oyunun bir parçası olarak saklanasın… Ta ki sana biat edilene kadar… Sonra sen üstünü bir koca lokmada yer yok edersin… Biat kültürü, riya kültürüdür… ve bu sözde adı hep “kültür” birlikte geçse de gereksiz bir isim tamlamasıdır… Çünkü böyle bir durum “kültür” olamaz… Kelimenin anlamına saygısızlıktır birlikte kullanımı…

İyi ve kötünün kriterleri nelerdir? Geçmişte iyi bir rol oynayan olgu, acaba ilerleyen süreçte tam tersi bir etkiye sahip olabilir mi? İşte asıl sorun, kişinin şüpheci karakterini kaybedip benzer soruları bireysel olarak kendine sormuyor ya da soramıyor olmasıdır.

Şüpheci insanlar biat edemezler…

BEN hayatımı bir septik olarak yaşıyorum… Paranoyak değilim ama şüpheciyim… Sorgularım… Sorgulamadan kabul edemem… Fikrimi beyan ederim… Edemeden duramam… Beğenen küçük oğluna alır beğenmeyen benden uzak durur… Birinin bana “biat” edin dediğini duyarsam özellikle “biat” etmem o kişinin tekerleğine çomak sokarım… Çünkü “biat” beklemek büyüklenmek, haksızlık etmek, hak yemektir… İnsana, insaniyete yakışmaz… Her şey, herkes ve tüm inandıklarımız sorgulanabilir…

Biz “biat” etmeyiz ama varsa bir “pir” niyaz ederiz…
Benim sizlere sorum şu…


KAÇ KİŞİ VAR YALNIZCA VİCDANINA BİAT EDEN?

4 Nisan 2016 Pazartesi

ACABA BİRİ BİZİ "MANİPÜLE" Mİ EDİYOR?


Arada “manipüle” edildiğinizi düşündüğünüz olur mu?
Ben uzun yıllar boyunca duygusal anlamda manipüle edildiğimi hiç fark etmeden yaşadım bu durumu… Bir şekilde o çarkı kırıp dışına çıktığımdan beri bu konuda daha hassas davranıyorum ve bunu yapan, yapmaya çalışan insanlara karşı duruyorum ve daha mesafeli davranmayı tercih ediyorum…


Ne yapıyor bu bizi manipüle etmeye çalışan insanlar… 

Bunların bazıları sevdiğimiz insanlar… Yani eşimiz, sevgilimiz, bazen annemiz, bazen evladımız… Aradaki sevgi bağı nedeniyle bazen bu durumu fark etsek de o çarkı kıramıyor, kırmakta zorlanıyoruz… Ama bazen bu insanlar iş yerimizde, sosyal ortamlarımızda astımız ya da üstümüz olarak yaşamımız içinde yer alıyorlar…


Manipülasyon kelime anlamıyla birkaç anlama gelse de burada benim bahsettiğim “insanları kendi bilgileri dışında veya istemedikleri halde etkileme veya yönlendirme ve bu etkileme,  yönlendirme sonucu insanların davranış değişikliği ya da kanaat değişikliği göstermesi durumu… 

Manipülasyon, çoğu zaman bilerek ve isteyerek, amacına hizmet eder şekilde yapılır. Ancak kimi zaman, kişi karşısındakini manipüle ettiğinin bile farkında olmayabiliyor.
İsteklerini kabul ettirmek isteyen kişiler, amaçlarına ulaşmak için manipüle ettikleri kişiyi suçluluk, korku gibi farklı duygular içinde ve kimi zaman yük altında bırakarak, seçim şansı bırakmıyorlar. 

Etrafıma baktığımda değişik şekillerde manipülasyon yapan insanlara rastlıyorum… Bazıları inanılmaz bir kibarlık ile sizi manipüle ediyorlar… Öyle ki asla aynı fikirde olmamanıza rağmen ve “hayır” demek istemenize rağmen, bir içsel sıkıntı yaşamanıza ve hayır diyememenize sebep oluyorlar…
Bazıları ise alaycı ve tehditkâr tavırlarıyla sizi manipüle etmeye çalışıyorlar. Sizi küçümseyen bir tutum ve size yukarıdan bakan bir yaklaşımla kendinize karşı eksik hissettirmeye çalışıyorlar…

Bir kısım durumda ise, ki bu özellikle çocuk ve kadının en çok manipüle olduğu durum “öfke” ile manipüle ediliyorlar… Bu durumda öfkenin hedefi olan kişilerin korkuları açığa çıkarken; öfkenin sonuçlarından korkan kişi, öfkeli kişiye istediğini vermek zorunda hissediyor.


Ben bir psikolog değilim ama şimdi geriye bakıp geçmişimi okuduğumda neden bazı durumlarda tutuk kaldığımı, korkularımı ve bununla beni manipüle edebilen insanları görüyorum…
Birçok insanın gerçek bir nedeni yokken bile sırf tatmin amaçlı buna yöneldiğini görüyorum. Bu insanlar kendi dünyalarında kendileriyle o kadar kavgalı, kendini kendilerine o kadar çok şeyi ispat etmek zorunda ki hiç üşenmeyip ''yenebileceği'' bir av seçiyor ve onunla oynuyorlar.  işin acıtıcı tarafı bazıları bunu çıkar amaçlı filan da yapmıyor. Sadece egolarını tatmin ediyorlar…


Acaba manipüle ediliyor muyum? Sordunuz mu hiç kendinize... Yani hiç bir elle tutulur sebep yokken bulunduğunuz konum ya da ortamda sürekli içinizde bir sıkıntı duyduğunuz oluyor mu? 

“EVET” diyorsanız şunu okuyun derim…

Sizi manipüle eden kişi, gerçekten mutlu olmanızı değil, anlık mutlu hissetmenizi tercih eder. (birçok ilişkide durum budur)
Sizi manipüle eden kişi, hareketlerinden çok sözlerine güvenmenizi ister. (birçok kadının paranoyak kıskançlığının sebebi bu şekilde manipüle edilmesidir)
Ona olabildiğince uzun süre bağımlı kalmanız için uğraş verir. (birçok ilişkide ayrılamama sebebi budur)
Farklı bakış açılarını araştırmanızı ve değerlendirmenizi istemez. (bilgi sizin üzerinizdeki etkisini sarsar… Erkeklerin el değmemiş, gün görmemiş kadın isteme takıntısının ana sebebi budur)
Hiç durmadan, dikkat dağıtıcı bilgi akışı sağlar, gerçeğe odaklanmanızı engeller. (Hepimizin hayatında kurtulamadığımız bir yalancı olmuştur değil mi?)
Bilgiyi size "ihtiyacınız olan bir şey" olarak sunar. (O sunmasa siz zavallı nereden bileceksinizdir ki bunu!)
İnsanların bir şeyi tekrar tekrar yapmasının, o şeyin doğru olduğu anlamına geldiğine inanmanızı ister. ( adeta bir RTE tarifi)
Farklı bir düşünce hakkında anında negatif bir tepki vermenizi ister. Böylece farklı düşünceleri hemen bir kenara iter duruma gelirsiniz. (sizi kendi fikirlerinin onay noktası olarak kullanır)
Sizi meşgul tutmaya çalışır, böylece kendi iç dünyanıza vakit ayıramamaya başlarsınız. ( düşünmemek lazım… bombalar tam zamanında patlar, seçim tartışacağınıza kedileri konuşursunuz, ilişkiniz hakkında konuşmak isterken bambaşka bir şeyi tartışıyor olursunuz)
Kalbinizin sesini dinlemenizi istemez, çünkü onun sesi doğru yoldur. 

SİZ DAİMA KALBİNİZİ DİNLEYİN!


Onun "en iyi" olduğuna inanmanıza ihtiyaç duyar, böylece onun düşünceleri/inanışları sizin için de tek çıkış yolu haline gelir. (siz o çarktan çıkarsanız inanılmaz hızla bir başka kurban bulur, çünkü onun varlığı için ona bu gazı verecek birine ihtiyacı vardır. Bir çok kadının evliliği benim ki dâhil artık siz kocanıza “esas oğlan, kahraman olarak bakamayıp, kusurlarını gördüğünüz hatta söyleyebildiğiniz için biter. Çünkü daha az yorgun biri ona sen ağasın, paşasın demeye başlamıştır)
Sizi manipüle eden kişi, başka insanların başarı veya başarısızlıklarından ders çıkarmanızı istemez. (en başarılı o dur zaten J )
Sizi manipüle eden kişi, sözde yardım eder gibi görünür ama sizden daha çok fayda sağlar. ( kendinizi onun emir eri olarak bulmanız işten değildir)
Doğruyu söylemeye çalışanı yok etmek ister. Bu bir hedef şaşırtma taktiğidir. (Onun dışında herkes yalancıdır)
Sempati, gözyaşı ve duyguları kullanır, manipülatör her zaman mağdurdur. (Allah’ta benim belamı versin bir durumda kalırsınız sürekli…)
Hiç sorumluluk almaz. ( Baba olarak, eş olarak birçok erkeğin yaptığı tam da budur)
Sadece onun bakış açısı ve verdiği bilgilerle bir sonuca ulaşmanızı ister. ( Sizde bazen onlardan birini her şeyden çok sever ve inanırsınız)
Düşünmeye haliniz kalmasın diye sizi yorgun tutar. ( Zaten içinizdeki yorgunluk, koşan atlar, tedirginlik duygusu sizi sürekli depresif hissettirecektir.)
Size seçim yaptığınızı düşündürtür ama seçenekler manipüle eden tarafından belirlenmiştir. (Birçok seçimin sonucu özgür irade ile değil manipülasyonla belirlenir)
Sizi olduğunuz yerde tutmak için kafa karışıklığı yaratır ve yapmak istediğinizin tartışmalı olduğunu savunur. (ve siz yapacağınız konusunda tereddütte kalır ve hatta suçluluk hissedersiniz sürekli)
"Geçmişin bir önemi yoktur" sözleri hem bir delinin, hem de manipüle eden bir kişinin ağzından çıkabilir. Geçmişten ders çıkarmanızı istemez.
Sizi manipüle eden kişi her zaman verdiğinden fazlasını alır. Verdiklerine kanmayın, aldıklarına dikkat edin.
Yalanlarla manipüle eder. Bu yalanlar karmaşık değil, aksine oldukça basittir ve genelde gerçeğin tam tersidir…

Ve manipülatör çoğu zaman sıkı bir psikopattır…

Şimdi bu yazıları isterseniz iş yerinde size yapılanlarla, dilerseniz sosyal ortamlarda ki tutumlarla, sevgilinizin, eşinizin yaklaşımlarıyla değerlendirin bir de…Örneğin bu hükümetin harikulade yaptığı bu şey, yani manipülasyon, kişilere “ama güzel şeylerde yaptılar” dedirten şeydir…

Eğer biri size sık sık 
"sende böyle düşünüyorsun değil mi?" diyorsa, 
"haksız mıyım?" diye soruyorsa,  sık sık “sence de” diyerek sizin fikrinize çok önem verdiği fikrini size empoze etmeye çalışıyorsa, yaptırmak istediği şeyi direk söylemeyip sizin söylemenizi sağlamaya çalışıyorsa… Yemeyin derim… 

Çünkü bu tip insanlara yapabileceğiniz en güzel şey sessizce dinleyip manipüle olmamaktır… 
Gülümsemek ve bildiğinizi yapmakla işe başlayın nasıl dağılıp edepsizleştiğini görürsünüz…

BEN ŞAHSEN BENİ O UFACIK KAFASIYLA MANİPÜLE ETMEYE ÇALIŞAN HERKESTEN ÇOK AMA ÇOK YORULDUM...


VE ÇOCUKLARINIZI ÖZGÜR VE ÖZ GÜVENLİ BİREYLER OLARAK YETİŞTİRMEK İÇİN ÖNCE KENDİNİZİ TAMAMLAYIN DERİM… SİZ DE ONLARI MANİPÜLE ETMEYİN...
DAHA ÇOK YOL VAR GİDİLECEK…




8 Mart 2016 Salı

KADINIM DİYE GERİNME...



KADINIM DİYE GERİNME... UNUTMA KADININ EN BÜYÜK DÜŞMANI KADINDIR... SANA TECAVÜZ EDEN, SENİ DÖVEN, SANA İNSAN MUAMELESİ YAPMAYAN ERKEĞİ BİR KADIN DOĞURDU, YETİŞTİRDİ, BİÇİMLENDİRDİ..ÖFKESİNİ ONA AŞILADI VE HATTA BÖYLE OLMASI İÇİN YÜREKLENDİRDİ..
Kadın: X yani…
X kromozomu, iki eşey kromozomundan biridir…
Bütün insanlarda birisi mutlaka bulunurken, kadınlarda "46, XX"; erkeklerde "46, XY" normal karyotip olarak bilinir.
Eşey kromozomları insanlarda bulunan 23 homolog çiftin biridir. X kromozomu, 153 milyondan fazla baz taşır. Kadın hücrelerindeki toplam DNA'nın yaklaşık %5'ini, erkek hücrelerindeki toplam DNA'nın %2,5'ini içerir. Her insan normalde eşey kromozomlarından ikisini bulundurur. Kadınlar X kromozomuyla birlikte X'ten bir tane daha taşırlarken (46, XX), erkekler, X'in yanında Y kromozomunu (46, XY) bulundururlar. Zekâ tamamen X kromozomu üzerinden taşınır.
Bilimsel kısmı geçiyor ve ana konuya geliyorum…
“ZEKÂ TAMAMEN X KROMOZOMU ÜZERİNDEN TAŞINIR…”
Kadın: X yani…
Kadınlar “çiçektir”… Buna küfretmek istiyorum... dallarımız batsın hepinize...
Kadın anadır, sevgilidir, aşktır... Hergün doğduğunda uyanmak istemediğin bir düştür...Hayaldir, sonsuzdur... bunları diyenlere ise güleyim mi döveyim mi bilemiyorum...
Sizi vezir de edendir, rezil de... fettanının, hoyratının, hoppasının çok fena sustalı kalp kullandığını bildiğiniz halde güzelse görünen sureti her seferinde yenildiğinizdir..
Gençken yere göğe koyamadığınız, çoğunuzun yerçekimi devreye girdiğinde evde çatısız bıraktığınızdır kadınlar...
Ama sonuçta İbrahim Tatlıses’in saygı duyduğu insanlardır kadınlar... Sanırsam yanlış hatırlamıyor isem replikte aynen şöyleydi "ben hepsine saygı duyuyorum başka da bişey duymuyorum" ???
Ama şimdi yazacağım cümle tüm bu cümlelerin cümlesinden ağır ve aciz kanımca…
“KADIN; HER NEVİİ, TABİ OLACAĞI BİR ERK VE ERKEK KARŞISINDA RİCAT ETMEYE MEYİLLİ OLMA ÖZELLİĞİ İLE ERKEKLERİ DE GÜÇ VE ERK SAHİBİ OLMAYA İTELEYEN İNSAN TÜRÜDÜR…
KADIN - ERKEK KISIR DÖNGÜSÜNÜN YENİDEN ÜRETİLMESİNDE ERKEKTEN AŞAĞI KALMAYAN VARLIKTIR.
EN ACISI DA BUDUR…”
Ben erkek arkadaşlarımı, dostlarımı seçerken çok eleyip zorlamam… Zaten kısa sürede bir erkeğin doğru ya da yanlış olduğunu anlarsınız… Kısa süre de hata yapar erkekler… Devrelerinde uzun planlar yoktur… En fazla sizi etkilemek için bir süre rol yaparlar ama nadiren içlerinde bu rolü uzatabilen çıkar…
Oysa KADIN… En yakın arkadaşım dediğiniz insanı bir gün kocanızla kol kola giderken görebilirsiniz… (Acil not: bana olmadı, yakın arkadaşları zan altında bırakmayalım) Aksi olmaz mı olur elbette hoş zaten her türlüsünde 2 cinsiyette işin içindedir ama burada konu “kadın”… Kadının dostluğu…
İşte ondan ezcümle; Ben yaşamıma aldığım kadınları çok ince eler, sık dokurum… Benimdir demeden önce çok zaman geçiririm… Elekten çoğu gider, azı kalır… Çünkü erkekten korkmam ama kadından korkarım…
Kadın methiyeleri düzebilmek isterdim ama bende KADINIM… Gerçekçiliğini bildiğim bir mübalağaya girmeyi yalandan sayıyorum…
“Kadından kendisinde olmayanı isteriz;
Hasret yerinde kalır ve biz çekip gideriz...
Demiş Necip Fazıl Kısakürek”
Ben erkek olsaydım bizi şöyle tanımlardım;
KADINLAR; HER TÜRLÜ RUH HALLERİ İÇİN HORMONAL BİR BAHANELERİ OLAN, ERKEKLE AYNI TÜRDEN DEĞİL DE, ERKEKLE ÇİFTLEŞİP ÇOCUK DOĞURABİLEN BİR BAŞKA TÜR OLMASI MUHTEMEL BİR TÜRDEN ÜREMİŞ İNSAN KISMISI, HAVVA KIZLARI… VARLIKLARI DÜNYAYI YAŞANILIR, KONUŞMALARI VE DAVRANIŞLARI İSE YAŞANILMAZ KILAN TÜRDÜR…
Kadınlar ne istediğini bilen varlıklardır ama kimden istediğini bilmekte zorlanırlar kanımca… Etiketlenen, ayrıştırılan, birleştirilen, genellenen, özellenen, en çok ihtiyaç duyulan, en az ihtiyaç duyulan, aslında basit gerçeklerle yaklaşıldığında çok basitleşen ama bunun sırrını vermeye isteksiz, uğraşılan ve hep uğraşılacak olan cinsiyettir KADINLIK…
Yüksek Topuklar'da Murathan Mungan şöyle der kadınlar için…
"NE YAZIK Kİ, KADINLAR ARASINDA KURULAN İTTİFAKLARIN ÇOĞU, ANCAK BAŞKA BİR KADIN SÖZ KONUSU OLDUĞUNDA MÜMKÜNDÜR."
"SIRADAN BİR İKİYÜZLÜLÜK DEĞİL BU; NE YAZIK Kİ, KADINLARA ÖZGÜ DİŞİL BİR İKİYÜZLÜLÜK!"
Kadınlar gününde bunu yazmasam olmazdı;
Çünkü ben tüm yaşamı boyunca ki “yaş 49” kadınlardan çok çekmiş bir “kadınım”…
Kaçınız arkamdan dedikodu yaptınız?
Kaçınız yüzüme gülüp beni sevmediniz?
Kaçınız aslında benden hiç hoşlanmadığı halde arkadaşım gibi davranıyor?
Kaçımız bunu hemcinslerimiz için yapıp duruyoruz…
Kaçımız güzelim bir kadını gördüğümüzde kıskançlıkla kusur arıyoruz…
Kaçımız ortamda bizden başarılı bir kadın olduğunda tırnaklarımızı çıkarıyoruz…
Kaçımız bunların farkındayız…
Kaçınızın ödü bir başka kadın sizden önde olur, başarılı olur diye patlıyor...
Kaçınız kulisler yapıp bir başka kadını yok etmeye öne çıkmaya çalışıyorsunuz..
Kaçınız bir başka kadını yerle bir etmek için erkeklerden destek alıyorsunuz...
Kadın akıllıdır… Ama aptalı çok aptaldır…
Kadın annedir… Ama birçoğu kendi evladından başkasına şefkat duymaz…
Kadın saygıyı hak eder… Ama çoğu kimseye saygı göstermez…
Kadın sorunun arkasında “erkekten” çok kadın vardır…
BUNU NE KADAR ÇABUK KABULLENİR VE BİRLİK OLABİLİRSEK O KADAR ÇABUK GERÇEKTEN ZOR DURUMDA OLAN, BİZLER KADAR ŞANSLI OLMAYAN HEMCİNSLERİMİZE YARDIM ETMİŞ OLURUZ…
Kadın; aile olduğu zaman, anne olduğu zaman otomatik vitese geçmiş gibi takılan şereflendirme ve değerlerin içini dolduramadığı için kendi zor koşullarını hazırlar… Birçok kadın henüz kendi insan olmadan “insan evladı” yetiştirmektedir…
BEN ERKEKLERE KIZMIYORUM HANIMLAR…
BEN KADINLARA KIZIYORUM…
Çünkü kadın; fındık kadarken bile dünya tarihini değiştirebilecek istidadı gösterebilen bir organa sahip olan canlı türüdür. Elinde böyle büyük bir koz varken bugün Dünya üzerinde bunu “kişisel rantı” ve kişisel yükselişi, rahatı için kullanıp” hemcinslerine kazık atıyorsa yaşadığı zorluğu da hak ediyordur…
-nasıl bir ruh haliniz vardır ebru hanım?
-yani inişli çıkışlı. Bir an dünyanın en mutlu insanıyımdır. İki saniye sonra ağlayabilirim mesela ???
Ne kadar kadın bir cevap değil mi? Benim cevabım bu olamıyor bende zaten doğru düzgün “Kadın İnsan” olamıyorum…
( acil not: Konuya örnek olan Ebru ismi gerçekten de tanıdığım en saçma Ebru’dan esinlenmiştir… Allah bir daha karşılaştırmaya, yollarımızı kesiştirmeye…)
Yazıyı birkaç klişe kadın cümlesiyle bitirip sizi de bu eziyetten kurtarmayı planlıyorum…
-sinirli bir insan mısınızdır?
-valla yerine göre bazen kedi gibiyimdir, bazen yıkıp dökerim???
Evladım bu nasıl cevap lan. Biraz ilgiden feragat edip olduğun durumu anlatsana canım benim. Nedir bu her topa giriyimcilik. Herkesin kadınıyımcılık.
Her kadının aynı cevabı verdiğini göremiyor musun?
-güçlü bir kadın mısınız?
-kimi an geliyor yüce dağlardan diktir başım ama derinlerimde minicik bir tavşan ağlıyor kimse bilmez???
Bunun kadının elinde olan bir cevap olmadığını düşünüyorum aslen. Kadın bu cevabı bir vazifenin gereği olarak tekrarlayıp duruyor. O yüzden de kendisinin bile fark etmesine izin yok olayın geri zekâlılığını.
Kodu da yazayım buraya tam olsun.
ORTALAMAYA OYNA - HERKESİ ETKİLE - ARALARINDAN EN GÜÇLÜSÜNÜ SEÇ smile ifade simgesi
HER ORTAMIN KADINI OL...NASILSA SENİ DESTEKLEYECEK BİR YANLIŞ KADIN BULURSUN...
Hayırlı uğurlu olsun “kadınlığınız” …
BEN ZATEN GENEL OLARAK KADINDAN SAYMIYORUM KENDİMİ...
İNSAN OLSAM YETER BANA....