6 Nisan 2016 Çarşamba

BİAT ETMEK......



Biat etmek…

Arapça almak-satmak anlamındaki "bey" kökünden gelir. Tarikat erkânında müridin iradesini kendi isteğiyle mürşidine satması, benlik ve iradeden vazgeçmesi, mürşidin de bunu alması anlamında kullanılır.

Sosyal toplumda ederken fark etmediğiniz, ediyorsun denildiğinde birçoğunuzun sinirlendiği şeydir… Çünkü bizimki gibi arada kalmış toplumlarda Allahına kadar vardır, sonuna kadar reddedilir… Hep birileri biat ediyordur ama siz değilsinizdir…

Burası bir biat kültürü… O nedenle birçoğunuz farkında bile olmadan birilerine biat ediyorsunuz…

Biat etmek saygı duyup fikirlerine katılmaktan ve taraf olmaktan başka bir şeydir. Biat ettiğinizde sizin fikriniz yoktur. Siz artık başka birinin fikrinin ifadesi olursunuz. Ben bu fikri çok beğendim bundan sonra bende aynı fikirdeyim diye düşünmekten farklıdır bu canını yediğim “biat”… Tam burada “manipülasyon” diyeceğim ki konu net anlaşılsın… Ne zaman ve neden biriyle aynı fikirde olduğunuzu anlamadan onun sözünü dinler ve her dediğini yapar olduğunuzu bilemiyorsanız birine “biat” eder durumdasınızdır muhtemelen…

Benim çevrem gibi okumuş yazmış insanların çoğunlukta olduğu yerlerde en büyük sıkıntı, “biat” edenin aymaz egosu ile “biat” ettiğini kabul etmediği için kendi fikriymişçesine ballandıra ballandıra fikir beyan etmesidir.

“biat etmek” birinin egemenliğini tanımak, kabul etmektir… Ve düşünce tembelliğinden kaynaklı toplumsal bir hastalıktır bu ülkede…

Aşırı saygıdan kaynaklanır ilk başta ardından da mahalle baskısından… Mahalle bazen arkadaş ortamı, bazen koca bir %50, bazen ait olduğunuzu düşündüğünüz gruplar, birlikler, derneklerdir… Toplum çoğu zaman her kesiminde sizi birine ve bir şeylere “biat” etmeğe zorlar… Bu sanıldığı gibi sadece bir alt eğitim sorunu değildir. Orada sebebi inanç kaynaklıdır, okumuş maddi durumu iyi olanda ise çıkar kaynaklıdır.

Özelikle bizim coğrafyamızda “biat kültürü” çok hâkimdir… Çocuklar babaya biat eder, baba aile büyüğüne, aile büyüğü o yörenin ağasına, o da o ülkenin emir sahibine biat ediyor. Çocuğun emir sahibine biat etmiyorum demesi, yöre ağasına karşı çıkmak, aile büyüğüne karşı çıkmak ve dolayısı ile babasına ailesine karşı çıkmak anlamına geldiği için sağlam bir emir komuta zinciri oluşuyor.

Bu kültürde birey yerine lider, özgür düşünce yerine itaat, eleştiri yerine kabul hâkimdir. Bazı toplumların genine işlemiştir. Kendisine hizmet etmek için seçtiği insan karşısında birey, kendi insanlığını unutur, kademe kademe köleleşir. En sonunda yaşadığı toplumun normu haline gelir bu hastalıklı ilişki.

Bence emir sahibine sorgusuz sualsiz biat kültürü, Ortadoğu ve İslam toplumlarının uluslarası rekabette kaybetmelerini sebep olan şeydir.

Sağdan soldan bağımsız, 'lider kültürü' olan tüm organizasyonlarda görülebilecek bir durumdur bu. Lider ne diyorsa o olur. Muhalefet gruptan uzaklaştırılır. Liderleri ağızlarına işese zem zem suyu niyetine içip itiraz etmeyecek olan şahısların yaşam tarzıdır biat etmek.

Elbette yaşam içinde “lider” tek değildir… Biat etmenizi bekleyen “liderlerle” dolu bir hayattır bu… Lider kendilerine biat edenler içinden en kul köle olanı yardakçısı seçip devam ettirirler bu biat kültürünü…

Biat kültürünü "saygı" adı altında normalleştirerek hatta yücelterek hayatımıza sokarlar… Fikir beyanı liderin liderliğini sarsacağı için en demokrat lider bile kendine biat etmeyenden haz etmez… Ve sizi saygısızlıkla suçlarlar… Hatta dışlamakla, yolunuzu kesmekle, işinizi bitirmekle tehdit ederler… Biat kültürü nedir? Sen kendinden büyüğüne karşı özgüvenli olamazsın. Büyüğüne karşı daima hafif ezik durmak zorundasın. Özgüvenli olursan saygısız olursun. O sana saçma sapan espriler yapar sen gülmek zorundasındır. Zekânı saklaman gerekir ki bu biat kültüründe sana biat edilene kadar oyunun bir parçası olarak saklanasın… Ta ki sana biat edilene kadar… Sonra sen üstünü bir koca lokmada yer yok edersin… Biat kültürü, riya kültürüdür… ve bu sözde adı hep “kültür” birlikte geçse de gereksiz bir isim tamlamasıdır… Çünkü böyle bir durum “kültür” olamaz… Kelimenin anlamına saygısızlıktır birlikte kullanımı…

İyi ve kötünün kriterleri nelerdir? Geçmişte iyi bir rol oynayan olgu, acaba ilerleyen süreçte tam tersi bir etkiye sahip olabilir mi? İşte asıl sorun, kişinin şüpheci karakterini kaybedip benzer soruları bireysel olarak kendine sormuyor ya da soramıyor olmasıdır.

Şüpheci insanlar biat edemezler…

BEN hayatımı bir septik olarak yaşıyorum… Paranoyak değilim ama şüpheciyim… Sorgularım… Sorgulamadan kabul edemem… Fikrimi beyan ederim… Edemeden duramam… Beğenen küçük oğluna alır beğenmeyen benden uzak durur… Birinin bana “biat” edin dediğini duyarsam özellikle “biat” etmem o kişinin tekerleğine çomak sokarım… Çünkü “biat” beklemek büyüklenmek, haksızlık etmek, hak yemektir… İnsana, insaniyete yakışmaz… Her şey, herkes ve tüm inandıklarımız sorgulanabilir…

Biz “biat” etmeyiz ama varsa bir “pir” niyaz ederiz…
Benim sizlere sorum şu…


KAÇ KİŞİ VAR YALNIZCA VİCDANINA BİAT EDEN?

4 Nisan 2016 Pazartesi

ACABA BİRİ BİZİ "MANİPÜLE" Mİ EDİYOR?


Arada “manipüle” edildiğinizi düşündüğünüz olur mu?
Ben uzun yıllar boyunca duygusal anlamda manipüle edildiğimi hiç fark etmeden yaşadım bu durumu… Bir şekilde o çarkı kırıp dışına çıktığımdan beri bu konuda daha hassas davranıyorum ve bunu yapan, yapmaya çalışan insanlara karşı duruyorum ve daha mesafeli davranmayı tercih ediyorum…


Ne yapıyor bu bizi manipüle etmeye çalışan insanlar… 

Bunların bazıları sevdiğimiz insanlar… Yani eşimiz, sevgilimiz, bazen annemiz, bazen evladımız… Aradaki sevgi bağı nedeniyle bazen bu durumu fark etsek de o çarkı kıramıyor, kırmakta zorlanıyoruz… Ama bazen bu insanlar iş yerimizde, sosyal ortamlarımızda astımız ya da üstümüz olarak yaşamımız içinde yer alıyorlar…


Manipülasyon kelime anlamıyla birkaç anlama gelse de burada benim bahsettiğim “insanları kendi bilgileri dışında veya istemedikleri halde etkileme veya yönlendirme ve bu etkileme,  yönlendirme sonucu insanların davranış değişikliği ya da kanaat değişikliği göstermesi durumu… 

Manipülasyon, çoğu zaman bilerek ve isteyerek, amacına hizmet eder şekilde yapılır. Ancak kimi zaman, kişi karşısındakini manipüle ettiğinin bile farkında olmayabiliyor.
İsteklerini kabul ettirmek isteyen kişiler, amaçlarına ulaşmak için manipüle ettikleri kişiyi suçluluk, korku gibi farklı duygular içinde ve kimi zaman yük altında bırakarak, seçim şansı bırakmıyorlar. 

Etrafıma baktığımda değişik şekillerde manipülasyon yapan insanlara rastlıyorum… Bazıları inanılmaz bir kibarlık ile sizi manipüle ediyorlar… Öyle ki asla aynı fikirde olmamanıza rağmen ve “hayır” demek istemenize rağmen, bir içsel sıkıntı yaşamanıza ve hayır diyememenize sebep oluyorlar…
Bazıları ise alaycı ve tehditkâr tavırlarıyla sizi manipüle etmeye çalışıyorlar. Sizi küçümseyen bir tutum ve size yukarıdan bakan bir yaklaşımla kendinize karşı eksik hissettirmeye çalışıyorlar…

Bir kısım durumda ise, ki bu özellikle çocuk ve kadının en çok manipüle olduğu durum “öfke” ile manipüle ediliyorlar… Bu durumda öfkenin hedefi olan kişilerin korkuları açığa çıkarken; öfkenin sonuçlarından korkan kişi, öfkeli kişiye istediğini vermek zorunda hissediyor.


Ben bir psikolog değilim ama şimdi geriye bakıp geçmişimi okuduğumda neden bazı durumlarda tutuk kaldığımı, korkularımı ve bununla beni manipüle edebilen insanları görüyorum…
Birçok insanın gerçek bir nedeni yokken bile sırf tatmin amaçlı buna yöneldiğini görüyorum. Bu insanlar kendi dünyalarında kendileriyle o kadar kavgalı, kendini kendilerine o kadar çok şeyi ispat etmek zorunda ki hiç üşenmeyip ''yenebileceği'' bir av seçiyor ve onunla oynuyorlar.  işin acıtıcı tarafı bazıları bunu çıkar amaçlı filan da yapmıyor. Sadece egolarını tatmin ediyorlar…


Acaba manipüle ediliyor muyum? Sordunuz mu hiç kendinize... Yani hiç bir elle tutulur sebep yokken bulunduğunuz konum ya da ortamda sürekli içinizde bir sıkıntı duyduğunuz oluyor mu? 

“EVET” diyorsanız şunu okuyun derim…

Sizi manipüle eden kişi, gerçekten mutlu olmanızı değil, anlık mutlu hissetmenizi tercih eder. (birçok ilişkide durum budur)
Sizi manipüle eden kişi, hareketlerinden çok sözlerine güvenmenizi ister. (birçok kadının paranoyak kıskançlığının sebebi bu şekilde manipüle edilmesidir)
Ona olabildiğince uzun süre bağımlı kalmanız için uğraş verir. (birçok ilişkide ayrılamama sebebi budur)
Farklı bakış açılarını araştırmanızı ve değerlendirmenizi istemez. (bilgi sizin üzerinizdeki etkisini sarsar… Erkeklerin el değmemiş, gün görmemiş kadın isteme takıntısının ana sebebi budur)
Hiç durmadan, dikkat dağıtıcı bilgi akışı sağlar, gerçeğe odaklanmanızı engeller. (Hepimizin hayatında kurtulamadığımız bir yalancı olmuştur değil mi?)
Bilgiyi size "ihtiyacınız olan bir şey" olarak sunar. (O sunmasa siz zavallı nereden bileceksinizdir ki bunu!)
İnsanların bir şeyi tekrar tekrar yapmasının, o şeyin doğru olduğu anlamına geldiğine inanmanızı ister. ( adeta bir RTE tarifi)
Farklı bir düşünce hakkında anında negatif bir tepki vermenizi ister. Böylece farklı düşünceleri hemen bir kenara iter duruma gelirsiniz. (sizi kendi fikirlerinin onay noktası olarak kullanır)
Sizi meşgul tutmaya çalışır, böylece kendi iç dünyanıza vakit ayıramamaya başlarsınız. ( düşünmemek lazım… bombalar tam zamanında patlar, seçim tartışacağınıza kedileri konuşursunuz, ilişkiniz hakkında konuşmak isterken bambaşka bir şeyi tartışıyor olursunuz)
Kalbinizin sesini dinlemenizi istemez, çünkü onun sesi doğru yoldur. 

SİZ DAİMA KALBİNİZİ DİNLEYİN!


Onun "en iyi" olduğuna inanmanıza ihtiyaç duyar, böylece onun düşünceleri/inanışları sizin için de tek çıkış yolu haline gelir. (siz o çarktan çıkarsanız inanılmaz hızla bir başka kurban bulur, çünkü onun varlığı için ona bu gazı verecek birine ihtiyacı vardır. Bir çok kadının evliliği benim ki dâhil artık siz kocanıza “esas oğlan, kahraman olarak bakamayıp, kusurlarını gördüğünüz hatta söyleyebildiğiniz için biter. Çünkü daha az yorgun biri ona sen ağasın, paşasın demeye başlamıştır)
Sizi manipüle eden kişi, başka insanların başarı veya başarısızlıklarından ders çıkarmanızı istemez. (en başarılı o dur zaten J )
Sizi manipüle eden kişi, sözde yardım eder gibi görünür ama sizden daha çok fayda sağlar. ( kendinizi onun emir eri olarak bulmanız işten değildir)
Doğruyu söylemeye çalışanı yok etmek ister. Bu bir hedef şaşırtma taktiğidir. (Onun dışında herkes yalancıdır)
Sempati, gözyaşı ve duyguları kullanır, manipülatör her zaman mağdurdur. (Allah’ta benim belamı versin bir durumda kalırsınız sürekli…)
Hiç sorumluluk almaz. ( Baba olarak, eş olarak birçok erkeğin yaptığı tam da budur)
Sadece onun bakış açısı ve verdiği bilgilerle bir sonuca ulaşmanızı ister. ( Sizde bazen onlardan birini her şeyden çok sever ve inanırsınız)
Düşünmeye haliniz kalmasın diye sizi yorgun tutar. ( Zaten içinizdeki yorgunluk, koşan atlar, tedirginlik duygusu sizi sürekli depresif hissettirecektir.)
Size seçim yaptığınızı düşündürtür ama seçenekler manipüle eden tarafından belirlenmiştir. (Birçok seçimin sonucu özgür irade ile değil manipülasyonla belirlenir)
Sizi olduğunuz yerde tutmak için kafa karışıklığı yaratır ve yapmak istediğinizin tartışmalı olduğunu savunur. (ve siz yapacağınız konusunda tereddütte kalır ve hatta suçluluk hissedersiniz sürekli)
"Geçmişin bir önemi yoktur" sözleri hem bir delinin, hem de manipüle eden bir kişinin ağzından çıkabilir. Geçmişten ders çıkarmanızı istemez.
Sizi manipüle eden kişi her zaman verdiğinden fazlasını alır. Verdiklerine kanmayın, aldıklarına dikkat edin.
Yalanlarla manipüle eder. Bu yalanlar karmaşık değil, aksine oldukça basittir ve genelde gerçeğin tam tersidir…

Ve manipülatör çoğu zaman sıkı bir psikopattır…

Şimdi bu yazıları isterseniz iş yerinde size yapılanlarla, dilerseniz sosyal ortamlarda ki tutumlarla, sevgilinizin, eşinizin yaklaşımlarıyla değerlendirin bir de…Örneğin bu hükümetin harikulade yaptığı bu şey, yani manipülasyon, kişilere “ama güzel şeylerde yaptılar” dedirten şeydir…

Eğer biri size sık sık 
"sende böyle düşünüyorsun değil mi?" diyorsa, 
"haksız mıyım?" diye soruyorsa,  sık sık “sence de” diyerek sizin fikrinize çok önem verdiği fikrini size empoze etmeye çalışıyorsa, yaptırmak istediği şeyi direk söylemeyip sizin söylemenizi sağlamaya çalışıyorsa… Yemeyin derim… 

Çünkü bu tip insanlara yapabileceğiniz en güzel şey sessizce dinleyip manipüle olmamaktır… 
Gülümsemek ve bildiğinizi yapmakla işe başlayın nasıl dağılıp edepsizleştiğini görürsünüz…

BEN ŞAHSEN BENİ O UFACIK KAFASIYLA MANİPÜLE ETMEYE ÇALIŞAN HERKESTEN ÇOK AMA ÇOK YORULDUM...


VE ÇOCUKLARINIZI ÖZGÜR VE ÖZ GÜVENLİ BİREYLER OLARAK YETİŞTİRMEK İÇİN ÖNCE KENDİNİZİ TAMAMLAYIN DERİM… SİZ DE ONLARI MANİPÜLE ETMEYİN...
DAHA ÇOK YOL VAR GİDİLECEK…




8 Mart 2016 Salı

KADINIM DİYE GERİNME...



KADINIM DİYE GERİNME... UNUTMA KADININ EN BÜYÜK DÜŞMANI KADINDIR... SANA TECAVÜZ EDEN, SENİ DÖVEN, SANA İNSAN MUAMELESİ YAPMAYAN ERKEĞİ BİR KADIN DOĞURDU, YETİŞTİRDİ, BİÇİMLENDİRDİ..ÖFKESİNİ ONA AŞILADI VE HATTA BÖYLE OLMASI İÇİN YÜREKLENDİRDİ..
Kadın: X yani…
X kromozomu, iki eşey kromozomundan biridir…
Bütün insanlarda birisi mutlaka bulunurken, kadınlarda "46, XX"; erkeklerde "46, XY" normal karyotip olarak bilinir.
Eşey kromozomları insanlarda bulunan 23 homolog çiftin biridir. X kromozomu, 153 milyondan fazla baz taşır. Kadın hücrelerindeki toplam DNA'nın yaklaşık %5'ini, erkek hücrelerindeki toplam DNA'nın %2,5'ini içerir. Her insan normalde eşey kromozomlarından ikisini bulundurur. Kadınlar X kromozomuyla birlikte X'ten bir tane daha taşırlarken (46, XX), erkekler, X'in yanında Y kromozomunu (46, XY) bulundururlar. Zekâ tamamen X kromozomu üzerinden taşınır.
Bilimsel kısmı geçiyor ve ana konuya geliyorum…
“ZEKÂ TAMAMEN X KROMOZOMU ÜZERİNDEN TAŞINIR…”
Kadın: X yani…
Kadınlar “çiçektir”… Buna küfretmek istiyorum... dallarımız batsın hepinize...
Kadın anadır, sevgilidir, aşktır... Hergün doğduğunda uyanmak istemediğin bir düştür...Hayaldir, sonsuzdur... bunları diyenlere ise güleyim mi döveyim mi bilemiyorum...
Sizi vezir de edendir, rezil de... fettanının, hoyratının, hoppasının çok fena sustalı kalp kullandığını bildiğiniz halde güzelse görünen sureti her seferinde yenildiğinizdir..
Gençken yere göğe koyamadığınız, çoğunuzun yerçekimi devreye girdiğinde evde çatısız bıraktığınızdır kadınlar...
Ama sonuçta İbrahim Tatlıses’in saygı duyduğu insanlardır kadınlar... Sanırsam yanlış hatırlamıyor isem replikte aynen şöyleydi "ben hepsine saygı duyuyorum başka da bişey duymuyorum" ???
Ama şimdi yazacağım cümle tüm bu cümlelerin cümlesinden ağır ve aciz kanımca…
“KADIN; HER NEVİİ, TABİ OLACAĞI BİR ERK VE ERKEK KARŞISINDA RİCAT ETMEYE MEYİLLİ OLMA ÖZELLİĞİ İLE ERKEKLERİ DE GÜÇ VE ERK SAHİBİ OLMAYA İTELEYEN İNSAN TÜRÜDÜR…
KADIN - ERKEK KISIR DÖNGÜSÜNÜN YENİDEN ÜRETİLMESİNDE ERKEKTEN AŞAĞI KALMAYAN VARLIKTIR.
EN ACISI DA BUDUR…”
Ben erkek arkadaşlarımı, dostlarımı seçerken çok eleyip zorlamam… Zaten kısa sürede bir erkeğin doğru ya da yanlış olduğunu anlarsınız… Kısa süre de hata yapar erkekler… Devrelerinde uzun planlar yoktur… En fazla sizi etkilemek için bir süre rol yaparlar ama nadiren içlerinde bu rolü uzatabilen çıkar…
Oysa KADIN… En yakın arkadaşım dediğiniz insanı bir gün kocanızla kol kola giderken görebilirsiniz… (Acil not: bana olmadı, yakın arkadaşları zan altında bırakmayalım) Aksi olmaz mı olur elbette hoş zaten her türlüsünde 2 cinsiyette işin içindedir ama burada konu “kadın”… Kadının dostluğu…
İşte ondan ezcümle; Ben yaşamıma aldığım kadınları çok ince eler, sık dokurum… Benimdir demeden önce çok zaman geçiririm… Elekten çoğu gider, azı kalır… Çünkü erkekten korkmam ama kadından korkarım…
Kadın methiyeleri düzebilmek isterdim ama bende KADINIM… Gerçekçiliğini bildiğim bir mübalağaya girmeyi yalandan sayıyorum…
“Kadından kendisinde olmayanı isteriz;
Hasret yerinde kalır ve biz çekip gideriz...
Demiş Necip Fazıl Kısakürek”
Ben erkek olsaydım bizi şöyle tanımlardım;
KADINLAR; HER TÜRLÜ RUH HALLERİ İÇİN HORMONAL BİR BAHANELERİ OLAN, ERKEKLE AYNI TÜRDEN DEĞİL DE, ERKEKLE ÇİFTLEŞİP ÇOCUK DOĞURABİLEN BİR BAŞKA TÜR OLMASI MUHTEMEL BİR TÜRDEN ÜREMİŞ İNSAN KISMISI, HAVVA KIZLARI… VARLIKLARI DÜNYAYI YAŞANILIR, KONUŞMALARI VE DAVRANIŞLARI İSE YAŞANILMAZ KILAN TÜRDÜR…
Kadınlar ne istediğini bilen varlıklardır ama kimden istediğini bilmekte zorlanırlar kanımca… Etiketlenen, ayrıştırılan, birleştirilen, genellenen, özellenen, en çok ihtiyaç duyulan, en az ihtiyaç duyulan, aslında basit gerçeklerle yaklaşıldığında çok basitleşen ama bunun sırrını vermeye isteksiz, uğraşılan ve hep uğraşılacak olan cinsiyettir KADINLIK…
Yüksek Topuklar'da Murathan Mungan şöyle der kadınlar için…
"NE YAZIK Kİ, KADINLAR ARASINDA KURULAN İTTİFAKLARIN ÇOĞU, ANCAK BAŞKA BİR KADIN SÖZ KONUSU OLDUĞUNDA MÜMKÜNDÜR."
"SIRADAN BİR İKİYÜZLÜLÜK DEĞİL BU; NE YAZIK Kİ, KADINLARA ÖZGÜ DİŞİL BİR İKİYÜZLÜLÜK!"
Kadınlar gününde bunu yazmasam olmazdı;
Çünkü ben tüm yaşamı boyunca ki “yaş 49” kadınlardan çok çekmiş bir “kadınım”…
Kaçınız arkamdan dedikodu yaptınız?
Kaçınız yüzüme gülüp beni sevmediniz?
Kaçınız aslında benden hiç hoşlanmadığı halde arkadaşım gibi davranıyor?
Kaçımız bunu hemcinslerimiz için yapıp duruyoruz…
Kaçımız güzelim bir kadını gördüğümüzde kıskançlıkla kusur arıyoruz…
Kaçımız ortamda bizden başarılı bir kadın olduğunda tırnaklarımızı çıkarıyoruz…
Kaçımız bunların farkındayız…
Kaçınızın ödü bir başka kadın sizden önde olur, başarılı olur diye patlıyor...
Kaçınız kulisler yapıp bir başka kadını yok etmeye öne çıkmaya çalışıyorsunuz..
Kaçınız bir başka kadını yerle bir etmek için erkeklerden destek alıyorsunuz...
Kadın akıllıdır… Ama aptalı çok aptaldır…
Kadın annedir… Ama birçoğu kendi evladından başkasına şefkat duymaz…
Kadın saygıyı hak eder… Ama çoğu kimseye saygı göstermez…
Kadın sorunun arkasında “erkekten” çok kadın vardır…
BUNU NE KADAR ÇABUK KABULLENİR VE BİRLİK OLABİLİRSEK O KADAR ÇABUK GERÇEKTEN ZOR DURUMDA OLAN, BİZLER KADAR ŞANSLI OLMAYAN HEMCİNSLERİMİZE YARDIM ETMİŞ OLURUZ…
Kadın; aile olduğu zaman, anne olduğu zaman otomatik vitese geçmiş gibi takılan şereflendirme ve değerlerin içini dolduramadığı için kendi zor koşullarını hazırlar… Birçok kadın henüz kendi insan olmadan “insan evladı” yetiştirmektedir…
BEN ERKEKLERE KIZMIYORUM HANIMLAR…
BEN KADINLARA KIZIYORUM…
Çünkü kadın; fındık kadarken bile dünya tarihini değiştirebilecek istidadı gösterebilen bir organa sahip olan canlı türüdür. Elinde böyle büyük bir koz varken bugün Dünya üzerinde bunu “kişisel rantı” ve kişisel yükselişi, rahatı için kullanıp” hemcinslerine kazık atıyorsa yaşadığı zorluğu da hak ediyordur…
-nasıl bir ruh haliniz vardır ebru hanım?
-yani inişli çıkışlı. Bir an dünyanın en mutlu insanıyımdır. İki saniye sonra ağlayabilirim mesela ???
Ne kadar kadın bir cevap değil mi? Benim cevabım bu olamıyor bende zaten doğru düzgün “Kadın İnsan” olamıyorum…
( acil not: Konuya örnek olan Ebru ismi gerçekten de tanıdığım en saçma Ebru’dan esinlenmiştir… Allah bir daha karşılaştırmaya, yollarımızı kesiştirmeye…)
Yazıyı birkaç klişe kadın cümlesiyle bitirip sizi de bu eziyetten kurtarmayı planlıyorum…
-sinirli bir insan mısınızdır?
-valla yerine göre bazen kedi gibiyimdir, bazen yıkıp dökerim???
Evladım bu nasıl cevap lan. Biraz ilgiden feragat edip olduğun durumu anlatsana canım benim. Nedir bu her topa giriyimcilik. Herkesin kadınıyımcılık.
Her kadının aynı cevabı verdiğini göremiyor musun?
-güçlü bir kadın mısınız?
-kimi an geliyor yüce dağlardan diktir başım ama derinlerimde minicik bir tavşan ağlıyor kimse bilmez???
Bunun kadının elinde olan bir cevap olmadığını düşünüyorum aslen. Kadın bu cevabı bir vazifenin gereği olarak tekrarlayıp duruyor. O yüzden de kendisinin bile fark etmesine izin yok olayın geri zekâlılığını.
Kodu da yazayım buraya tam olsun.
ORTALAMAYA OYNA - HERKESİ ETKİLE - ARALARINDAN EN GÜÇLÜSÜNÜ SEÇ smile ifade simgesi
HER ORTAMIN KADINI OL...NASILSA SENİ DESTEKLEYECEK BİR YANLIŞ KADIN BULURSUN...
Hayırlı uğurlu olsun “kadınlığınız” …
BEN ZATEN GENEL OLARAK KADINDAN SAYMIYORUM KENDİMİ...
İNSAN OLSAM YETER BANA....


25 Şubat 2016 Perşembe

"KADININ İNSAN HAKLARI"

Yazının aracılığı ile şu soruyu okuyanlara yöneltmek isterim.
Neden ?
Hukukun evrensel ilkelerini simgesi olan Themis heykeli kadındır 

Neden ?
Liberty adasında bulunan özgürlüğü temsil eden özgürlük anıtı neden kadındır.
Neden ?
Fransız devriminin simgesi olan Eugene delacroix in resminin kahramanı neden kadındır
Neden ?
İlk sendika örgütlenmeleri kadınlar tarafından başlatılmıştır
Bu örneklere onlarca demiyorum yüzlercesini ekleyebilirim... (Hakan Kılıç)

. "KADIN HAKLARI" durumu dünya üzerinde bu şekilde isimlendirmek mümkün belki ama bu ülkede bu deyişi değiştirmek lazım sanırım

"KADININ İNSAN HAKLARI" demek daha doğru sanırım...
Kadın insanı olarak "kadın ama insan" ya da "insan ama kadın" veyahut "kadın ve aynı zamanda insan" olarak görülmeye ve gösterilmeye devam edildiğimiz sürece ayrımın önüne geçemediğimiz gibi "İNSAN HAKLARI" adı altında kadın-erkek ayrımı olmadan teminat altına alındığı söylenen haklarımızı da korumamız mümkün olmayacak gibi görünüyor...

Ayrımcılık, bir toplumsal davranış bozukluğudur. Yani ayrımcı davranış bir kronik rahatsızlıktır. Eğer süre giden bir ayrım varsa ve bu ayrımdan rahatsız olduğunu dile getiren bir insan varsa, bu ayrımı yok saymak ne ayrımı, ne de o kişinin rahatsızlığını ortadan kaldıracaktır. Aksine, ayrımcılık yapanın yaptığı ayrımcılığın kavramsallaştırmasına ayrımcılık demek, ayrımcılık yapanın yaptığı ayrımcılığı meşrulaştırmak olarak işlev kazanır.

Daha da açalım:

Örneğin bir eşcinsel bir arkadaşınız var. Eşcinsel olduğunu bilmenize rağmen, onun yaşama koşulları sizi ilgilendirmediği için, ardından ona karışmak konusunda bir haddiniz olmadığına inandığınız için ona herkese nasıl davranıyorsanız öyle davranıyorsunuz. Ama;

Diyelim ki, bu arkadaşınız bir genel arkadaş toplantısında, herkes sevgililerinden bahsederken, kendisinin hemcinsi sevgilisinden bahsetti... Masada soğuk bir hava esti ve bir tiki kız "ay çok iğrençsien" diyecek filan oldu. Ya da küçümseyenler onu bir anda yok sayanlar oldu...

Arkadaşınızın morali bozuldu. Çıktınız toplantıdan ve şey dediniz "sen de abicim öyle uluorta söyleme böyle şeyleri".
İşte Kadın Hakları, Kürt sorunu, eşcinsellere yönelik şiddet, kadına yönelik cinsel istismar, taciz ve şiddet vb. bu toplumsal ayrımcılığın üzerine kurulu zaten; bu konuda rahatlama, kendini toplumun bir parçası gibi hissetme ve ikinci sınıf vatandaş yerine koyulmama koşullarını zaten ezen konumundaki kişilerin beğenisine sunmak zorunda değil hiç kimse.

Kadınların insan hakkı talepleri de, bu anlamda, kadınları ilgilendiren bir mücadele alanı gibi...

Kadınlar, insan hakları talepleri için, erkeklere durumu anlatmak zorunda değil. Ayrımcılığın söz konusu olduğu yerde, "ayrımcılığı yapan" dan bu hak talep edilemez...
Şahsen ben, heteroseksüel bir kadın, Arnavut kökenli bir Türkiyeli, görece iş sahibi bir okumuş insan olarak, bu ayrımcılık diyalektiğinin mağduru olduğuma inanıyorum. Bu belki benim "ezen" olmayı beceremememden kaynaklanıyor, belki de anarşist olduğum için ezenlerin ağzına burnuna vurmak istememden.

Sonuç olarak, evet, kadın, kadın olduğu için ayrımcılığa maruz kaldığı her yerde, kendi insan hakkına sahip olmak için örgütlenmeli, bunun psikolojik ve sosyal nedenlerini ve çözümlerini örgütlü bir şekilde üretmelidir.
Yoksa daha çok kız çocuğu taciz edilir, tecavüze uğrar, kılık kıyafeti tartışılır... Erkeklerle arkadaşlıklarının sınırı konuşulur...

Vergisini alarak "Genelev" işleten ve bunu da sokaktaki kadının erkek tarafından rahatsız edilmemesi argümanına dayandıran, camide namazda kadından cinsel anlamda tahrik olabilen, eşek, sıpa, at, tavuk, koyun, keçi, kedi, köpek, tavuk, horoz, mumya, ölü, bebek, komşunun kızı, kendi kızı, kardeşi, öğrencisi, gelini, yengesi, yolda gözüme kestirdiği, otobüste yanına oturan, hasbelkader göz göze geldiği, hata yapıp kendine gülümsemiş tüm canlılara muhteşem bedeninin olanaklarıyla zarar verebilen erkek insanını çıkardığı yasa ve kararlarla güçlendiren, ceza sistemini işletemeyen bir ülkede bunlar olur...

Siz hiç bindiği dolmuştaki şoförü kaçırıp tecavüz edip sonrada öldürüp yakan kadın hikayesi okudunuz mu...
Ama arada sırada da olsa dayanamayıp birlikte olduğu adamın cinsel organını kesen kadın hikayeleri okuyorsunuz değil mi... öldüren, yakan, vuran kadın öyküleri...

SCUM'da yani ERKEKLERİ DOĞRAMA CEMİYETİ 
MANİFESTO'sunda Valeria Solanas ablamız şöyle der...
"Erkek, tümüyle bencil, kendi içine hapsolmuş, empatiden yoksun, sevgi, dostluk, şefkat bilmez biridir. Eksik bir kadın olarak erkek, hayatını kendini tamamlamak yani kadın olmaya çalışmakla geçirir. Bunu da, sürekli kadınları arayarak, onlarla yaşayarak; kadınsılığı sömürüp, kadınlara erkeksilik yansıtarak yapmaya çalışır. Diğer bir deyişle kadınlarda penis kıskançlığı yoktur, erkeklerde vajina kıskançlığı vardır."

Sert mi? Çok mu abartılı... Sizin kızınıza tecavüz edildi mi hiç?.... Ya da babanız size tecavüz etti mi?

"gerçek bir cemaat, birbirinin bireyselliğine ve mahremiyetine saygı duyan, aynı zamanda birbirlerini zihinsel ve duygusal olarak etkileyen - birbirleriyle özgür ilişkiler içinde olan özgür ruhlar - ve ortak sonuçlara varmak için birbiriyle işbirliği yapan - türün mensupları ya da çiftler değil - bireylerden oluşur. gelenekçiler toplumun temel biriminin aile olduğunu söyler; ama temel birimin birey olduğunu söyleyen yoktur."

Kadın bir bireydir.O halde sadece biz "de" varız diyen kadınlara savaş açan erkek kafasına verilecek en güzel cevap belki de Solanas'ın sertliğidir. Bu ülkede kimsenin birbiri ile yaşamaya niyeti yok o kesin. En temelde ise bu ülkenin kadınları yaşatmaya niyeti yok.


O zaman nefsi müdafa suç değildir.

21 Şubat 2016 Pazar

BİR BEN VAR BENDEN DIŞARDA...

AĞIR PHOTOSHOP


PAZAR GÜLMECESİ…

Kendim dahil olmak üzere, profil fotoları ve dahi tüm selfieleri yaptıktan sonra ağır photoshop basan tüm ablalara gelsin bu yazı…

Özellikle akıllı telefonlardaki photoshop programlarını kullanan biri olarak bu programları hunharca kullanan bir takım arkadaşlara “durunnnn” diyesim var…

Gelişen teknoloji sayesinde paralar akıtıp yaşlanmayan ablalar ve abiler var… Birde sosyal medyada her fotoğrafı çok güzel çıkan normalde gayet normal, yaşının insanı olan insanlarda… Bazı durumlarda gerçekten çok gülesim geliyor benim…

Bir fotoğrafı netleştirmek, ışığını düzeltmek farklı efektler vererek değişik tonlamalar yaratmakta fotoğrafınızı güzelleştirip sizin görüntünüzü hoşlaştırabilir… Bu benim açımdan anlaşılabilir bir fotoğraf oynamasıdır. 

Elbette manuel makinelerle çekilip agrandizörde basılan fotoğraflardaki yalın sanatı bu dönem çekilen teknoloji harikası ve fotoğraf sanatçısı sayısında patlama yapan fotoğraflarla karıştırmıyor ve yarıştırmıyorum. Ancak hangi teknolojiyi ve makineyi kullanırsanız kullanın gördüğünüz kare, makineye hapsettiğiniz ve ölümsüzleştirdiğiniz görüntünün anlam ve içeriği sizi “sanatçı” yapabilir… Aktardığınız duygudur benim için fotoğrafın sanatı… Teknik özellik ve lenslerin ölçüleri açıkçası beni hiç ilgilendirmez… Bu tarz fazla teknik yaklaşımlar beni çok rahatsız ediyor sanırım…  

Ama şu özellikle kadınların fotoğraflarına yaptığı işkence olacak gibi değil artık…

Google Play’de yüklenebilir o kadar çok photoshop programı var ki…

Ve bende kullanıyorum… Bazı fotoğraflarımdan kendimin bile inanamadığım fotoğraflar çıktığı oluyor. Yüzüm üzerinde yaptığım çalışmaları başka bir fotoğrafta deniz ve gökyüzü üzerinde de yapıyorum. Yani ben fotoğraflarla bu teknolojinin verdiği nimetlerle oynamayı çok seviyorum.

sol en üst çekildiği hali ile fotoğrafım...

Özel bir efekt yaratarak fotoğraf üzerinde çalışmakta mümkün, sadece daha güzel ve genç görünmek adına kaşlar, kirpikler, allıklar, rujlar basan programlar kullanarak tuhaf olmakta… 

Daha genç daha ışıltılı gözükmek için gülerek bakmak çoğu zaman yeterli ama yine de photoshop yapacağım diyorsanız bu kaş göz yapan programlardan uzak durmak ya da doğru kullanmakta fayda var diyorum. Yani şahsi fikrim bu komiklikleri yapmamak tabii ki…

Profil fotoğraflarını düzelttiğim arkadaşlarım var. Yani yorgun, enerjisi düşük ve bakımsız görünmeyi kimse istemiyor fotoğraflarda elbette ama bu ayarı kaçırıp bol bol kirpikli, pespembe suratlı, ışıl ışıl ve 25 yaşında göstermek için flulaştıkça fluğlaşmak bazen pek komik oluyor…

Beni her gördüğünüzde “ay sen çok fotojeniksin” dediğinizde ben “yahu aslında fotoğraflarındaki kadar güzel görünmüyorsun” dediğinizin farkındayım… 

Ama fotojeni bir fotoğraf çeken gözüyle, aslında güzel haliyle ya da çirkin (neyse çirkinlik) haliyle fotoğraf makinesinde büyüyen görüntüdür. Orada etkileyen fotoğraftan çıkıp size dokunacak kadar gerçek olandır…


Bir fotoğrafla oynamakla, ona hunharca photoshop yaparak maskara olmak ve hiçbir oynama olmaksızın siz olmak arasında çok fark var…

Fotoğraflarımızı yüzümüze maske olarak takabilseydik insanlar bu palavrayı yerlerdi ama onlar bize baktıklarında gerçeği görüyorlar ne yazık ki…

Ve bana sorarsanız en güzel fotoğraflarım babamın objektifinden (35 Petri) ile çekilmiş ve karanlık odada basılmış siyah beyazlarımdır...






ve birde en fotoshopsuzundan ben... Bu da oğlumun objektifinden 37 yaşındaki sabah yeni uyanmış ben...


FOTOĞRAFLARLA SADECE KENDİMİZİ KANDIRDIĞIMIZI UNUTMAYALIM... 
En güzel halim hangisidir bilemem size "güzel" gelen neyse odur... Ama en güzel gelen fotoğrafım ise oğlumun çektiği fotoğrafımdır... 



12 Şubat 2016 Cuma

AŞIK OLAMAYAN KADIN...


Yazmak benim için sıkıcı ve tekrardan ibaret bilgisayar işleri arasında nefes alıp dinlenmek. Ve bu vesile ile laf sizden çıkmayacağı için, sizle dertleşmek… 

Gidip bir arkadaşıma derdimi, düşüncemi burada yazdıklarımı anlatsam nasılsa topunuz duyacaksınız. Hem de yalan, yanlış... “Midas’ın Kulakları” var neticesinde…

Yazdıklarımla ilgili aldığım güzel yorumlar olduğu gibi, “yaşlı, mutsuz, huysuz kadın” dırdırları olarak görenlerde var…

Bu da sizlerin başkalarıyla dertleşirken arkadaşlarınıza söylediklerinizden benim duyduklarım… En hızlı yayılan haber “dedikodu”dur malum…Hatta "birini bulsa da" şu işlerle bu kadar uğraşmasa diyen 2-3 üç densiz abla da varmış ortamda...

Neyse konu öncelikle “yaşlı, huysuz, mutsuz” olma haliyle ilgili. Diğer kısma bilahare gelicez... Vallahi öyle değilim desem de malum dedikodu çarkı, yani yazdıklarımdan kendi üzerine alıntı yapıp rahatsız olanlar zaten başka kulp bulacak, o nedenle fikirleriniz umurumda değil diyeyim…

Ancak şu “yaşlı, huysuz, mutsuz” haline açıklık getireyim.

1. Yaşlı olabilirim… Yani sizin nerede durduğunuza bağlı bu… Yaşamınıza dönüp baktığınızda aslan gibi bir evlat, dünya güzeli bir torunla şereflendirilmişseniz elbette belli bir yaşı geçmişsinizdir. Ama bellidir ki o yaşları boşuna geçirmemişsinizdir. Kime göre 49, bana göre hiç ince hesaba girmeden “50” yaşında olmanın bence tek sakıncası âşık olamamak… Buna aşağıda dönecem…

2. Huysuza gelince yaşımla bağlantılı olsa durum yaşlandım oldum diyecem ama ben haksızlık, kendini bilmezlik, haddini aşmak konusunda ilkokul öncesi başlamış bir tepki sendromuna sahibim… Bu bende kaşınanı kaşıma dürtüsü yaratıyor… Yani siz adam gibi davranmadıkça geçeri yok… Sizin bende karne notunuz zayıfsa demek ki…

3. Mutsuz… Ben mi? Ben üç gün arka arkaya surat asmayı bile beceremem sıkılırım bir yolunu bulur eğlenirim… Ölümden gayrısından mutsuzluk çıkaramam. Yakınım olup da Emine depresyona girdi diyecek bir kişi bulamazsınız. Beceremem girmeyi, sıkıntılıyım… İnce detay veremeyeceğim ama çok güzel mutluluk sebeplerim var yaşamda, harika bir aileyle başlayan…

Gelelim ana konuya; birini bulsam düzelir miyim sorunsalına... Bilemiyoruz çünkü aşık olamıyoruz...

Sorun... Âşık olamamak;

Yani kovaladıkça kaçan ateş böceği sorunsalı…

Geçmişte yaşananlardan ders almak, uzun süreli bol acılı ilişkilerden sonra aşkı öcü gibi görmek ve yaklaştığı hissedildiği an âşık olmaya elverişli ortamdan ve potansiyel sevgili adayından koşarak uzaklaşmak. Bir sebep aranıyorsa, muhtemelen bunlardan biri ya da birkaçıdır... Yani babaannelerde aşktan bahsedebilir. Ve hatta aşık olabilir...

Âşık olamamak;

İçi huylanmadan şeftali diyememek, yalan söyleyememek, parmağa bir defada kırmızı oje sürememek, congratulation’u doğru telafuzla söyleyememek gibi kişinin uğraşmasına rağmen olamayan bir şeydir bazen... Belli bir zaman geçtikten sonra "aşksız da yaşayabildiğime göre çok mühim birşey değilmiş" demek diye düşündüren bir hissiyattır.

Belki de; bir kere hakkıyla âşık olduktan sonra başa gelemeyen durumdur.

Âşık olamamak;

Çok kolaydır. Kendini hiç bırakmazsın olur biter. 
Sarhoş olamamak gibi. Sorun etrafıma, hiç sarhoş olduğumu gören var mı? Ne içersem içeyim kafayı bir yerde bırakmışlığım var mı? Yok...
Bunu nasıl mı yaparsın... Aklının bir köşesinde hep kaçmak için bir bahane bulundurursun. Alternatif çıkış yolları ararsın. Bir gözün hep kapıdadır. Sonuçta ilk fırsatta kendini kapının dışına atmanın bir yolunu elbette bulursun. Bu çok "Emine" bir durumdur.

Âşık olamamak;

Bence bu dünyada çok normal bir şeydir. 
Hani tıpkı bazı hastalıklar gibi bununda bir ilacı olsa... Bazı hareketsizlikten artık embesilleşmiş hormonlar yeniden harekete geçse falan. Dünya güllük gülistanlık olsa, savaşlar dursa, sefalet son bulsa... 
Etraf coni dip’lerden, kenu rivs’lerden, bırak özçıpıt'lardan geçilmese... “Hayat ne tuhaf vapurlar falan” cümleleri yerine “hayat ne tuhaf adonisler falan" denilse... 

Gökten elmalar düşse filan falan... Öyle işte... 
Yani etrafımda âşık olunacak çok adam var da ben görmüyorum sanki… Ama o saydıkların genç diyecek olursanız yazayım sadece bir teki benden küçük o saydığım adamların...Onu da beğenmeyen kadın bu dünyada günaha girer... Onu da diyeyim...

Âşık olmaya dair hatırladığım en net anım tam olarak 27 sene öncesine ait… Sonra hissettiklerimi başka bir kapsamda değerlendirebilirim. Tarafımdan en saf haliyle hissedilmiş “aşk” duygusu oydu.

Bir sabah gözlerinin sınırsız sularında,
yağmura tutulmuş yorgun bir martının çığlıklarıyla uyanacaksın"
BİLE/SEVE"

 “Hiçbir şeyin yağmurun bile öyle küçük elleri yoktu…” diyeceksin aşık olunca...

Yani bir ihtimal ben unutmuş olabilirim o duygu halini… Şimdi en güzel küçük ellerin sahibi Dila hanımcık…

İşte aşk'ta, âşık olamamak da böyle şeyler yazdırır dostlar… Yaşama değil, insanlara öfkeli yazılar benim yazılarım. Onlarla dalga geçiyorum... Aşka dair düşüncelerimin içinde bir gram öfke yoktur. Aşık olamasam da bugün, adam gibi aşık olabilitesi olan bir bünyem vardır...

Onları âşık olamadığım için değil, sizlerin kötü yüreklerini çok net görmekten duyduğum üzüntüyle yazıyorum.

Çokbilmiş birkaç ablanın arkamdan “aman âşık olsa da, huysuzluğu geçse” dedikodusunu en zarif haliyle paketleyerek buraya bırakıyorum. Dua etsinler buraya bırakıyorum… Bırakacak uygun başka yer aratmasın şartlar..

Gelelim aşık olamayan kadın olmaya;

AŞIK OLAMAYAN KADIN OLMAK...

Belki de yalan söyleyemeyen kadın olmaktır.

Belki de bütün yalanları işitmiş kadın olmaktır…

Belki de hemcinslerimin çoğunluğu gibi paraya, lükse, garanticiliğe, kolayına kaçmaya âşık olamıyor olmaktır…Biliyoruz ki  “bağzı” zavallı kadın insanları ancak arkasında bir erkek varken güçlüdür. 


Belki de bazı standartlarımın bu dünyanın çirkinlikleri, yalanları, aldatmaları ile uyuşmuyor olmasıdır…
Birde tabi adonisler ve sakallar önemli... Olmazsa olmazlarımız var elbette...

Muhtemelen… Tahminen… Vesvese ilen…  Şüphe ilen… Manen… Maddeten… Ahlaken… Sempatiken… Empatiken... buna benzer nedenlerim vardır...

Yani demem o ki “yaşlı, huysuz, mutsuz” olmanın keyfini sürmeye devam ediyorum ben… 
Ama bir âşık olursam banyo terliğiyle ağzına vurucam o birkaç kendini ve haddini bilmez ablanın…

Ne alaka derseniz “biliyorsunuz “bağzı” zavallı kadın insanı ancak arkasında bir erkek varken güçlüdür”

Sevgiye dair hissettiklerimi 14 Şubat öncesi tavlalı bir hikâye ile ifade edeyim en iyisi… Tavla oynamayı çok özlemişken...

“Geçen gün bir kız arkadaşla görüştük. Kafeye oturduk, çay falan söyledik, muhabbet ederken, âşık olamadığını anlattı. Çevresinde âşık olunacak erkek yokmuş, hep tırt, serseri, abuk sabuk birileri varmış. "Üzülme" dedim, "sorun sende değil, düzgün birileri olsaydı çevrende âşık olabilirdin, sevgilin falan olurdu, mutlu olurdunuz". "öyle ya" diyerek üzgün bir sesle onayladı.

Neyse, laf lafı açarken, çok iyi tavla oynadığını söyledi, Ben de hemen bir tavla kapıp "e hadi görelim bakalım nasıl oynuyorsun" diye çektim karşıma. Oynamaya başladık, maalesef, arkadaşım en güzel zarları atabilmesine rağmen kapıları görmüyor, kuleler dikiyor, en yapılmayacak yerde açık verip pulumu kırıyor, biraz sonra açıktaki pulunu kırıp eline verdiğimde de "olamaz ya" diye mızıldanıyordu.
Oyun beş-sıfır oldu, öfkeyle yüzüme baktı, "ne kadar şanssızım gördün mü, hep kötü zar geldi oynayamadım, iyi zar gelse ben yenmiştim" dedi. İçimi çekerek yüzüne baktım, bir şey söylemek istemedim, "Boş ver tavlayı, daha daha nasılsın" diyerek konuyu değiştirdim….

EYVALLAH…


 

 Resim; Arif Turan