Hürriyet

Bumerang - Yazarkafe

26 Haziran 2017 Pazartesi

BEN BERBAT BİR SEVGİLİYİM…





Erkekler neye aşık olur yazdığımda yazı içinde bir gizli özne saklıydı… Bir yerinde dedim ki… Ben berbat bir sevgiliyim…

Madem bayram ve olayı serdik milletçe, her şey dert üstü murad üstü gibi tatil yapıyoruz ben yazayım bari..
BEN BERBAT BİR SEVGİLİYİM… Valla… Çünkü yaradan malzemeye bir sürü özellik katmışta şu “kadınımsı naz, niyaz, eda, işve ve tripleri” unutmuş… Yoksa ben onları salakça filan bulmuyorum haşa… Çok yakışır kadına… Bayılırım ben… Karşısında sekize katlanan erkek ve ona buna trip yapan kaprisli kadın en sevdiğim manzaradır… Erkek olsam asla yanında durmam ama kadın olarak karşıdan bir erkeği o şekilde maymun eden hemcinsimi seyretmek ve ona gösterilen özeni ve onu kaybetmek konusunda erkeğin çaresiz çırpınışını seyretmeye bayılırım…
Aslında mert, akıllı, görgülü ve kaliteli kadınların harcı değildir pek bu durum… Harbici kadınlar camiasında da pek izzet ikram görmeyen “başka türlü bir abla” durumudur bu…  Ama ne çare bu duruma düşmeye bayılır erkek…
Bunu yapan ablalar için derbeder olurlar, salya sümük ağlarlar… Aşk olur böylesinin adı…
Hele bunun bir de gidip başkasıyla olup geri dönen modeli vardır ki… Eziyet çekip hayat boyu erkek mağduru olan kadınlar dehşetle izlerler bu durumu…
Nedir bu ablanın durumu diye düşünüyor insan… Erkeğin bu aslında acziyet olan durum karşısında hindi örneği kabararak “bu savaşı kazanacam oğlum” tavrı anlaşılır elbette… Ne kadar eziyet o kadar erkek hissetme… Yersen…
Ama kadının derdi nedir?
Çünkü bu tür kadın sorunlarının tatlısı, küçüğü baş üstünedir.  Büyüğü, kontrolsüzü ölümcüldür; Allah kolaylık versindir.
Bunu yapan kadını anlamak için yapmayanı anlatmam lazım çünkü o kadının derdini bende bilmiyorum… Ama bunu yapmayan kadın kimdir biliyorum… Ben onu yazayım en iyisi siz aradaki yedi farkı bulun…
Bir kere ergen flört hallenmeleri, küçük hesaplar, klişe taktik ve oyunlarla alevlenen aşklara değil sevgi ve güvene önem verir. Hayatı cosmopolitan testleri gibi yaşamaz. Görmüş geçirmiş, olgun biri olmaktan ziyade sadece şuursuz değildir, bilinçlidir, sakindir. Lakin teoride takdir toplasa da pratikte yalnız kalır böyleleri.
Bu ablalar "ölümlü dünya..." modunda takılıyor olabilir… Mutsuz, olumsuz, huzursuz ve gergin geçecek beş dakikaya bile tahammülü yoktur... Hayatında dandik değil de ciddi sorunlar, üzüntüler yaşamış ya da gözlemlemiş insanlar genelde bu felsefeyle yaşar. Yani dünya ne öküzün boynuzlarında ne de karşı cinsin bacak arasında döner…
Belki sevmiş ve az biraz sevilmiştir. Lakin âşık olmamış ve aşkından geberilmemiştir. Hayatı bir masal ya da romantik komedi sanmasına neden olacak sahneler yaşamamıştır hiç. Ne kadar ters davranırsa davransın aylar yıllar boyu peşinden koşan, nazını çeken aptal âşık tiplerle karşılaşmamıştır. Muhtemelen erkeğin o halini sevmez zaten… Muhtemelen bu davranışları aşk da sanmaz zaten…
Çünkü o pamuk prenses değildir, insandır.
Egolarından arınmış, Kezban geni mutasyona uğramış, cildine/makyajına/ayakkabısına ömrünü harcamak yerine bir çok kitabı yalamış yutmuş, seksi görünmektense olgun ve tutarlı bir duruşu önemsemiş, makul miktarda hüznü gözlerine yedirmiş duru hatundur. Maskülen muamelesi gören kadındır. Sıkı da bir futbol izleyiciyse, siyasetten ve dahi ülkenin durumundan yetmez gibi bir de felsefeden, dinden filan konuşabiliyorsa o-hoo kadın bile değildir beyefendilerin gözünde.
Bu kadını ezilen kadınla karıştırmamak lazım… Bu kadını ezemez erkek insanı böyle umut bile yoktur ufukta zaten… Bu kadın istenilmediği hissine kapılırsa genelde edepli olduğu için sessizce yok olur adamın tutarsız hayatından. Oysa o diğer tür kadına erkek böyle bir şey yapmaya cesaret edemez… İnsan ortası, iş yeri, aile yanı demez diğer tür kadın insan yapar kaprisi, çıkarır kavgayı… Herkesin ortasında bana şöyle davranacaksın, bana bakacaksın, elimi tutacaksın diye trip atanları vardır bunların… Bunla sevgiliyken bir bakar erkek evlenmiş…  Oysa hep ayrılmaktan bahseder iç sesi… Ama bu abladan ayrılmak zordur… Çünkü öylesi yüzsüzleri vardır ki kurtulunmaz bir ömür… Senelerce süren davalarla, göremediği evlatlarla ödüllendirilmiş nice salak adam vardır…

Bir yanda elinden hiçbir şey gelmeden ezilen, tacize uğrayan, dövülen, aldatılan, babası yaşında adamlarla evlendirilen kadınların olduğu bu ülkede bu ablaların varlığı vallahi de bir kadınlık başarısıdır. İnsan ister istemez düşünür ben ne çeşit bir salağım acaba diye…
Yani;
Bir kadın kapris yapmıyor diye, her dediğinizi her istediğinizi yaptırabileceğinizi, trip atmıyor diye, hiç bir açıklama yapmadan kafanıza eseni, istediğiniz şeyi yapabileceğinizi, naz yapmıyor diye, her an kırılabilecek nadide bir bibloymuş gibi ortalıkta salınmıyor diye, ona meşin futbol topu gibi hoyratça davranabileceğinizi düşünmeseniz iyi edersiniz.
Çünkü nazsız, tripsiz kadınlar birçoğunuzun eninde sonunda sığındığı güvenilir limandır.
Ama diğeri erkek egosunu tatmin eden kadındır. Hiçbir şeyden memnun olmaz. Siz alttan aldıkça kaprisin dozu daha da artar. Ve size durgun suda fırtına yaratıp gemiyi kurtaran kaptan hissiyatı yaşatır…  Zor olanın elde edilmeye değer görülmesine bağlı olarak var olur. Böyle kızların sayısı, kapris yapmayıp karşısındaki insanla empati kurmaya çalışan ve onun önceliklerine göre hayatını düzenlemeye çalışan kızlara değer veren erkeklerin sayısı ile ters orantılıdır. O erkekler azaldıkça bu gereksiz kadın tiplemesi çoğalır…
Siz bu kadar salak oldukça daha size çok geçirirler küçükbeyjim… Aynı kaleye daha çok gol yersiniz…

İşte bunlar sebep benden berbat sevgili olur… Öğrenmem gereken daha çok şey var… Ben bunu taşıyamam ki, ay ben mi yapıcam, ay aşkım bu çok güzel dimi bana alsana, sen niye baktın o tarafa, kim bu kadın, neredesin gibi cümleleri öğrenmem ve utanmadan söylemem ay bir de saçımı ses hızıyla attırıvermem lazım…
Ezcümle: İşim olmaz bu tavırlarla ben oynar tavla mı geçerim… Oyun dediğin tavladır, okeydir… İnsanla oyun olmaz… Ve ayrıca kendi düşen ağlamaz…